eiivitsi

Bir gün gardiyan ben hapse gireli beş ay olduğunu söylediğinde ona inandım ama söylediğini kavrayamadım. Benim için hücremde akıp giden hep aynı gündü, hep aynı işi yapıp duruyordum. O gün gardiyan gittikten sonra, metal karavanamın içinden yüzüme baktım. Gülümsemeye çalıştığım hâlde görüntüm ciddiyetini koruyormuş gibi geldi bana. Kabı salladım, tekrar baktım. Gülümsedim ama yüzümde o aynı ciddî, mahzun ifade duruyordu hâlâ. Gün sona eriyordu, sözünü etmek istemediğim saatti bu; hapishanenin bütün katlarından, akşam gürültülerinin büyük bir sessizlik alayı halinde yükseldiği o isimsiz saatti. Tepedeki pencereye yaklaştım, günün son ışığında görüntümü bir kez daha inceledim. Yine ciddîydi, o anda ben de öyle olduğuma göre bunda şaşılacak ne vardı? Ama aynı zamanda ve aylardan sonra ilk kez, kendi sesimi apaçık duydum. Bunun zaten ne zamandır kulaklarımda çınlayan ses olduğunu fark ettim, işte o an tüm bu zaman boyunca kendi kendime konuştuğumu anladım. Bunun üzerine annenin cenazesinde hemşirenin söylediklerini hatırladım. Hayır, çıkar yol yoktu, kimse hapisteki akşamların neye benzediğini hayal bile edemezdi.
Sayfa 75·Kitabı okudu
Reklam
Hapiste insanın zaman kavramını kaybettiğini okumuştum. Ama bunun benim için pek de anlamı yoktu. Günlerin nasıl hem uzun hem bu kadar kısa olabildiğini anlamamıştım. Yaşaması uzundu elbette, fakat o kadar genişlemişlerdi ki sonunda iç içe geçiyorlardı. Adlarını yitiriyorlardı. Benim için içi boşalmadan anlamını koruyan yalnız dün ve yarın sözcükleriydi.
Sayfa 75·Kitabı okudu
Ne de olsa insan her zaman biraz suçludur.
Sayfa 25·Kitabı okudu
Buralarda akşam saatleri, hüzünlü bir fasıla gibi olmalıydı.
Sayfa 21·Kitabı okudu
"...Muhteşem zengin bir ülkenin, ... modern teknolojinin mümkün kıldığı trajik ölüm gereçleriyle oyun oynayan bir avuç çocuk kafalı adam tarafından ezilip kaosa sürüklendiğini görüyorum."
Sayfa 74 - James L. Haley, Jack London, çeviren: Yiğit Yavuz, İş Bankası Kültür Yayınları, s. 285.·Kitabı okudu
Reklam