Yani Dünya'nın bütün insanları en küçük Pasifik adasına yerleştirilebilir.
Bunu büyüklere söyleseniz size inanmayacaklardır. Kendilerinin büyük yer kapladıkları kanısındadırlar çünkü. Kendilerini baobablar kadar önemli görürler.
"Ulan," dedim, "ayna... Seni yüz parça yapar, parçalarını şehrin varoşlarına dağıtırım. Öyle bir yerleştiririm ki parçalarını, ömrün bir araya gelmek için kıçını yırtmakla geçer. Sen parçalarını bir araya getirip kafanı toplarken, şehir alır başını başka bir yere gider, ayvayı yersin."
Başka zaman olsa yapardım. Fakat buraya üzüm yemeye gelmiştim. Bağcıyı dövsem, keyfim kaçacak, konu sapacaktı. Yine de, bu yukarıdan bakan tavrını yanına bırakamazdım pezevengin. Kaptım plastik boyayı, fırçayı, bastım yüzüne.
"İyi," diye karşılık verdi arkadaşım, "çok güzel. Bir düşüneyim... Ne istesem ki? Evet, buldum. Ödülüm şu olsun: Morgue Sokağı'ndaki cinayetler hakkında bildiğiniz ne varsa anlatın bana."
Umumiyetle para enteresan bir şeydir zaten. Çok kere cebimden bir lira alır, önüme koyarak onu saatlerce seyrederim. Hiçbir fevkaladeliği yok. Birtakım hünerli çizgiler, tıpkı mekteplerdeki resmi hattı vazifeleri gibi. Belki biraz daha ince ve karışık... Sonra bir resim. Birkaç satır muhtasar yazı ve bir iki imza... Üzerine biraz fazla eğilince insanın burnuna ağır bir yağ ve kir kokusu da vurur. Fakat ne muazzam şeydir bir kirli kağıt azizim, bir düşün!