Çaresizlik, öteki olmak, yetememek… Sanırsam bu gerçek, Japonya’yı aşmış. Tüm dünyayı kaplamış bu duygular. Her birimizin mücadele ettiği bir alan olmuş. Yalnızlık, en başa çıkılamayanı. Tek başınasın her duygunla, her çaresizliğinle. Kime ne senin çabandan. İşe yaramıyorsan değersizsin. Birine bir fayda sağlamıyorsan bir hiçsin. Başkasının emeğinden beslenen bir parazitsin. Peki ama asıl bu sistem bize yapışmadı mı? Bizim emeğimize değer biçip bizi sömürmedi mi? Bizim tüm çabamızı, tüm benliğimizi, ruhumuzu, kalbimizi, her şeyimizi istemedi mi? Bana kendini sat demedi mi? Benim emeğim üzerinden beslenmedi mi? Ben olmazsam bir hiç olduğunu unuttu. Gerçek parazit kim onu unuttu. Çünkü asıl sorun bir başkasının evinde yaşamak zorunda kalan kadında değil. Onu bu duruma düşüren her şeyde.
Şu sanayi devrinin dinozorları gizemli bir hastalığa tutulmuş. Kriz diye tekrar edip duruyorlar, ve nasıl yenileceği bilinmiyor.
Kimsenin gerçekten neler olduğunu bildiği yok ve bu da tedirginlik yaratıyor. Çocukların kapitalizmcilik oynadığı kum havuzunda oyunun kuralı kayboluvermiş.
- Offff, nereye koydun? Senin elindeydi daha az önce!
- Hiç de bile! Şimdi sendeydi…
Çünkü düzen hapşırınca ufalıyoruz, titrek, cansız halimizi geri buluyoruz. Sanki sessizlik, kendi kendine dökülen cüzamlı bir duvarmışcasına ortamın sessizliğinden birtakım söylentiler kopuyor. Ve bunlar “yeniden yapılanma”, “gözden geçirme” gibi sözleri salık veriyor. Bizim iş yerinde, meteoroloji hizmetinde bile çalışan sayısının indirilmesinden söz ediliyor, duyan da daha az hava olayı olduğunu ya da denizlerin kapatılacağını zanneder.
Bu kitabın bendeki yeri çok ayrıdır. İnsanın en masum tarafına dokunur ince ince. Bir insanın yüreğine dokunmak ve bunu bu kadar hafif yapmak, insanı ve dünyayı çok iyi anlamış birinin gözünden yapılabilir bence. Bazı şeyler çok toz pembe gözükür bazı insanlara. Masumiyet çok uzak gelir, sen nerede yaşıyorsun diye sorarlar bazen. Benim de yaşadığım yerde yaşayan bir kitap bu.
Bu gençler her zaman ciddi bir şekilde tartışmaz. Karşılıklı olarak birbirlerinin bam teline basmamaya büyük özen gösterir ve kendi kutsallarını da titizlikle korurlar. Alay konusu olmamak için her şeyi yaparlar. Yine de bir kere incinmeye görsünler, ya karşılarındakini ya da kendilerini öldürecek kadar kafaya takarlar. Bu yüzden de tartışmaya girmekten hiç hoşlanmazlar. Nabza göre şerbet verecek lafları iyi bilirler. Esasen “hayır” anlamına gelen tek bir kelimeyi bile onlarca farklı şekilde rahatlıkla ifade edebilirler. Bir tartışma doğmadan karşı tarafla uzlaşmak için göz teması kurarlar. En sonunda gülerek el sıkışırlarken hepsinin aklından geçen tek kelime şudur: “Gerizekalı!”