- Nâzım, dedi Mistik Şair, benim rejimim olsaydı seni asardım ve bu, adaletin ta kendisi olurdu. Fakat hiçliğin rejiminden gördüğün mesnetsiz zulmü asla kabûl edemeyeceğim için seni görmeye geldim!
Nâzım Hikmet, parmakları bir maymun kavrayışiyle tel örgünün deliklerinde, çivit rengi gözleri yaş dolu, şu cevabı verdi:
Benim rejimim de olsa, ben de seni asardım. Ama inanmış olmanın haysiyetini ve sanatta "eski"nin en yükseği olmandaki değeri inkâr etmezdim.
Nâzım şuydu, buydu; hususiyle Mistik Şair'in gözünde kurgulu bir (robot), muhteşem bir ahmaktan başka bir şey değildi, ama inanmış bir adamdı. Bu bakımdan bir dinsize düşebilecek kadarıyle samimiydi, Babıâli ahlâkından uzaktı; ve kendisine "sen komünist misin?' diye soran hâkime "topuğumdan saçıma kadar!" diyebilecek derecede inancının kahramanıydı. Hatta bu cephesiyle, fırıldak tarafları pek çok olan Peyami Safa'ya tesir etmiş ve onun en iyi eseri kabûl ettiği bir kitabını kendisine ithaf ettirmeye muvaffak olmuştu. Etrafındakilerse, Moda'da kâşâne sahibi, dört köşe Amerikan kafalı Zekeriya Sertel ve karısı, (Marks) ve (Lenin) gibi papaların elinde rahibe Sabiha Sertel'den şair pisliği Nail V'ye ve bilmem kime kadar hep gübre...