Bana sorarsanız mebus, nakil vasıtalarına hem para vermeli, hem de herkesin içinde, bir generalden eksik ve bir köylüden fazla imtiyaz sahibi olmayarak dolaşmalı.
Halkı temsil ederek kanun yapanların halkı aşmalarından daha ürpertici levha tasavvur edilemez.
Yumuşak.
Narin.
Işık gibi, bir çocuğun pudralanıp öpülmüş ayağı gibi, tersine taranan süet gibi, toz gibi, iğne iplik gibi, verilmiş bir söz gibi, bir lanet gibi, tohum gibi, taneli, örgülü; bağlantılı ya da sayılı her şey gibi, doğa-yapımı ve şiddet içeren ve sessiz her şey gibi.
Hepsi tamamen eksik.
Orada Çin Müslümanlariyle karşılaşıyor, yanlış bir Arapça ile az çok derdini anlatabilen bir ahun yani imamla konuşuyor. Mahalle çocukları peşinden sevinç içinde: “Musulmanî lilâ = Müslüman hoş geldi!” diye konuşuyorlar. Kendilerinde göremedikleri sakalına hayretle bakıyorlar. Müellif o zaman Çin’de bulunan seksen milyon Müslümanın ekseriyetle çok cahil olduklarını hatta dinî bilgilerinin pek eksik olduğunu, imamların bile namaz esnasında Kur’an’ı bütün yanlış okuduklarını, camilerin pagodlardan ayırd edilemediği gibi ibadet sırasında Mecusîlere benzer şekilde teganni ettiklerini söylüyor. En tuhafı da ulema denen bir sınıfın Arapça bir kitabı ellerine alınca derhal Çinceye çevirerek okumalarıdır. Çünkü Çinlilerin yazıları hecaî değil hiyeroglif esasına dayandığı için Çince her şekil bir fikrin ifadesi olduğu gibi Arapça yazılmış bir kelimeyi de hiyeroglifler gibi zihinlerine hakkeden Çinliler onu da kendi yazıları gibi okuyunca Çince ibarelerle sıralayıveriyor. Ve bu hal seyyahın pek tuhafına gidiyor.
Ulu caminin saçaklı minaresi göğü bir çınar kökü gi bi sarıp kucaklamış, kuşlar uzun gagalarıyla -leylektir bunlar- saçağın altına yuva kurmuşlar, her zaman loş, serin olan cami avlusundan gelip geçen eksik olmaz.
Sayfa 8 - İz Yayıncılık 26. baskı, İstanbul 2015·Kitabı okuyor
Ne yapmak gerek peki?
Sağlam bir arka mı bulmalıyım?
Onu mu bellemeliyim?
Bir ağaç gövdesine dolanan sarmaşık gibi
Önünde eğilerek efendimiz sanmak mı?
Bilek gücü yerine dolanla tırmanmak mı?
İstemem!
Herkesin yaptığı şeyleri mi yapmalıyım Le Bret?
Sonradan görmelere övgüler mi yazmalıyım?
Bir bakanın yüzünü güldürmek için biraz şaklabanlık edip,
Taklalar mı atmalıyım?
İstemem! Eksik olsun!
Her sabah kahvaltıda kurbağa mı yemeli?
Sabah akşam dolaşıp pabuç mu eskitmeli?
Onun bunun önünde hep boyun mu eğmeli?
İstemem! Eksik olsun böyle bir şöhret!
Eksik olsun!
Ciğeri beş para etmezlere mi “yetenekli” demeli?
Eleştiriden mi çekinmeli?
“Adım Mercuré dergisinde geçse” diye mi sayıklamalı?
İstemem!
İstemem! Eksik olsun!
Korkmak, tükenmek, bitmek…
Şiir yazacak yerde eşe dosta gitmek.
Dilekçeler yazarak içini ortaya dökmek?