7/10
·496 syf.·
2026 17. kitabı
Sema Soykan'dan okuduğum üçüncü roman ve ben yine hayran kaldım. Öncelikle Sema Soykan okuyanlar bilir ki bu kitaplarda kurgu biraz geri planda ve bahsedilen döneme ait tüm tarihi belgeler, olaylar, kişiler detaylı olarak anlatılıyor ve kitabın sonunda kurguyla bütünleşiyor. Bu romanda benim çok merak ettiğim ve pek bilgi sahibi olmadığım Kıbrıs olaylarını kaleme almış yazar ve bu konularda çok eksik kaldığımı gördüm. Roman ilk etapta Sevgi, Yiğit ve Sarah etrafında şekillenirken romanla ilgili çok detaylı araştırma yapıldığını, tarihte yaşanan acıları, işkenceleri bazen umutları size derinlemesine yaşatıyor. Romana hareket katan aşklar ise bize sadakat'in, koşulsuz sevginin, emeğin ne kadar değerli olduğunu gösteriyor. Sema Soykan romanlarında kurgu zayıf kalıyor ve âdeta bir tarih kitabı okuyorsunuz, yani tarihe merak duymuyor veya sadece kurgu seviyorsanız bu kitap size zor gelebilir. Ben özellikle bu tarihi olayları merak ettiğim için rahat okusam da ara ara tarihi olayların ağır bilgi içeriği ile biraz yoruldum. Son olarak kitabın son satırlarını buraya ekleyerek, kalbimde tarihte yaşanan ayrılıkların acısı, Atamıza olan sonsuz sevginin gücü ve kefareti ödenmemiş acıların sorumluluğu ile kitap incelememi bitiriyorum; " Ey Türk istikbalinin evladı ! İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklâl ve Cumhuriyet'ini kurtarmaktır ! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur. "
BelkiSema Soykan · Doğan Kitap · 2025594 okunma
Puan vermedi
Gönülçelen / Orenda "Deniz dalgalarının arasından aşk çıkageldi. Sevmekten korkan bir adama sevgiyle yoğurulmuş bir Gönülçelen gönderdi." Merhabaalar, kalın olmasına rağmen önce gözümün korktuğu daha sonra Çanakkale ilini duyunca heyecandan 3 günde bitirdiğim Gönülçelen ile geldim. Bir Çanakkaleli olarak, aşırı heyecanlandım. Açıkçası canım memleketimde geçen çok kurgu yok bu durum beni üzse de bu yeni çıkan kitap bana çok iyi geldi. Savaş Ali ve Asude arasında bir anlaşmalı evlilik oluyor arkadaşlar, kitabımız bu kurgu doğrultusunda ilerliyor. Savaş, babaannesinin evlen evlen ısrarlarına dayanamıyor aynı bizimkilerin beni darlaması gibi Savaş'ı da darlıyorlar. Asude'nin de o sıralar borçları var. Bu ikisi anlaşmalı bir evlilik yapalım diyorlar. En sevdiğimiz değil mi? Sanırım karakterler arasında seni en çok hangi karakter etkiledi diye sorarsanız beni Savaş Ali Bozdoğan etkiledi diyebilirim. Ağır şeyler yaşamış bir adamdan bahsediyoruz. Ölümle suçlanan ve yalnız kalmaya mahkum edilmiş bir adam. Okurken yazar bana o kalp kırıklığını geçirdi yani. Gerçekten gidip sarılasım geldi. Benim yerime Asudeciğim sarılsın artık ne yapalım değil mi? En azından Asude'den yana yüzü güldüğü için mutluyum diyorum. Asude bilmiyorum beni güldüren bir karakter oldu diyebilirim. Yani bazı hareketleri uçarı bazı hareketleri çok yerinde tam hayatın içinden bir karakterdi. Öyle ailesinden yana bir sıkıntı görmüyoruz Asude'nin gayet tadı tuzu yerinde. Çanakkkale'de yaşaması ise beni benden aldı. Canım memleketim, biliyorsunuz ben de memleket sevgisi fazladır. Yoğun duygu dolu bir kitap okuyoruz. Burada yazar ne çok duyguya boğmuş ne de çok olaylara odaklanıp duygulardan eksik bırakmış. İlk defa kalemini okumama rağmen yazarın kalemini sevdim. Tabi ki Çanakkale'yi seçmiş olması
GönülçelenOrenda · Lapis Kitap · 202618 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ölmez Otu
8/10
·352 syf.··
2026 16. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 18:06
Merhabalar, Ölmez Otu ile Yaşar Kemal in Dağın Öte Yüzü serisini bitirmiş bulunuyorum. Üç kitaptan oluşan seriyi okuduğum için çok mutluyum ve herkese de gönül rahatlığıyla bu güzel seriyi tavsiye ederim. İnceleme geçmeden önce belirtmeliyim ki incelemem az da olsa SPOİLER olabilir. Ölmez Otu nu inceleyecek olursam genel olarak beğendiğimi söyleyebilirim. Bu defa Yalak köylülerin Çukurova da bereketli bir pamuk tarlasına denk gelmesini ilk iki kitaptan da tanıdığımız memidik, muhtar sefer, tasbasoglu, uzunca Ali, koca Halil ve elbette meryemce ana gibi karakterler etrafında okuyoruz. İlk kitapta pamuğa giden köylülerin yol çilesine, ikinci kitapta kendi yarattıkları ermiş mitine eşlik ederken bu defa pamuk tarlasında yaşananlara ve kendi yarattıkları ermiş hikayesini yine nasıl kendilerince yerle bir ettiklerine şahit oluyoruz. Yukarıda da belirttiğim gibi ben Ölmez Otu nu genel olarak beğendim ve bana keyif veren bir kitap oldu. Fakat eser özelinde bir kaç husus bana göre olmamış. Birincisi Şevket bey bence gereksiz olmuş, Şevket beyin ve başına gelenlerin esere büyük bir zenginlik kattığını düşünmüyorum. İkincisi serinin ikinci kitabının ana kahramanı olan tasbasoglu memet in bu eserde hiç bir şey olmamış gibi köylünün yanına gitmesi bana göre fazla basit kalmış. İkinci eserde çok iyi tanıdığımız tasbasoglu diğer köylülerden farklı olarak okuma yazma bilen yeri geldiğinde düzene isyan edebilen bir karakter. Yaşadığı onca şeyden sonra bu kadar basitçe köylüye gitmesi havada kalmış. Üçüncü olarak da ilk iki kitaptan gayet iyi tanıdığımız koca Halil in değişen karakteri. İki kitapta kendi çıkarını her şeyden önde tutan koca Halil bu eserede sebepsiz yere bir anda fedakar biri olup çıkıyor. Büyük yazar Yaşar Kemal serinin üçüncü kitabında koca Halil karakterine bir iadeyi itibar
Ölmez OtuYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 20182,430 okunma
2/10
·944 syf.··
2026 9. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 00:36
Normalde bu kadar uzun bir kitaba detaylı bir inceleme yazmak beni bayağı bir zorlar çünkü genelde kalın kitapları okumam normalden çok daha uzun sürer ama bu seriyi ve ejderhalarını biraz fazla sevdiğim için okurken notlar aldım ve tek tek düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum çünkü diğer incelemelere baktığımda gördüm ki fazlasıyla abartılmış bir kitap. Bu inceleme spoiler içermektedir. Öncelikle besmele çekip nas felak okuyarak kitabın kapağını açıyoruz sonuçta 900 sayfalık kitap ne olur ne olmaz. Baştan şunu söylemeliyim, ejderhalara bayılıyorum. Fantastik yaratıklar arasında en sevdiklerim kesinlikle ejderhalar. Biraz da bu yüzden bu kitaba bu kadar uzun süre katlandım çünkü gereksiz yere uzatıldığını düşünüyorum. Aslında sadece ben değil diğer incelemelere şöyle bir göz atsanız bile okurlarının neredeyse hepsinin bu kitabın gereksiz uzun olduğu kanaatinde olduğunu görürsünüz. Örnek vererek açıklayayım; ilk bölümde Aretia'daki kurulun kendi aralarında savaş oyunlarından sonra oraya giden öğrenciler hakkında karar vermelerini okuyoruz. 20. sayfanın sonunda bu konuşmalarla ilgili Brennan'ın söylediği ilk cümle geçiyor. Sonra 21. sayfaya geçiyoruz, doğal olarak sohbetin devamını okuyoruz demi. Yok o iş öyle değil. 21. sayfada Violetin o mekan hakkındaki düşüncelerini okumaya başlıyoruz. Tamam 1 sayfa boyunca okuduk, güzel sıkıntı yok. 22. sayfaya geçtiğimizde önceki sayfada söylenen sözün cevabı oradaki başka bir biniciden geliyor. Sonra Brennan tekrar bir şey söylüyor ve sohbet devam ediyor demeyi çok isterdim ama yine violet araya girip odayı anlatmaya başlıyor. Bu sözün cevabı da 23. sayfanın başında geliyor. Yani anlayacağınız üzere, kitapta ciddi bir problem var ki bu da kesinlikle violet ve hiç susmayan düşünceleriyle sürekli araya girilmesi. Şimdi
Demir AlevRebecca Yarros · Olimpos Yayınları · 20243,216 okunma
Efsane
10/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 17:13
O kadar güzel bir kitap ki… Buraya ne yazsam eksik kalır. Sadece diyeceğim tek şey alıp okuyun. Ayrıca illa çocuğunuzun olması veya evli olmanız gerekmiyor, ismi her ne kadar ebeveynlik kavramını yansıtsa da genel olarak kitap bize yaşam deneyimlerini sunuyor.
Alıntı
Danimarkalılara Özgü EbeveynlikIben Dissing Sandahl · Koridor Yayıncılık · 2020380 okunma
bu hikâye gerçek ile hayal arasında çok ince bir çizgide...
10/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
Merhabalar kitapsevenherkes ailesi Bazen kitapların etkisi kitap bitse bile içinizde yaşamaya devam eder. Taşların Anlattığı benim için tam olarak böyle bir kitap oldu. Roman, engelli doğan bir çocuğun sadece kendi hayatını değil, tüm aileyi nasıl dönüştürdüğünü farklı karakterlerin gözünden anlatıyor. Özellikle abi ile kardeş arasındaki bağ… çok etkileyiciydi. Göremeyen ve birçok ihtiyacını tek başına karşılayamayan kardeşi için abi adeta onun gözleri oluyor; birlikte büyüyorlar, birlikte yaralanıyorlar. İkinci bölümde ise bu kez kız kardeşin dünyasına giriyoruz. Ailenin ilgisinin engelli kardeşe yönelmesiyle kendini yavaş yavaş görünmez hissetmesi… abiyle arasına giren mesafe, içindeki kırgınlıklar ve “ben de varım” çığlığı o kadar gerçek ki, ister istemez insanın içine işliyor . Kitabın en güçlü taraflarından biri de bence toplumun engelli bireylere bakışını çok açık bir şekilde sorgulaması. Merak adı altında yapılan kırıcı yorumlar, uzaklaştırma çabası ve ailelerin yalnız bırakılması çok gerçek ve çok can yakıcı anlatılmış. Ve son bölüm… Engelli çocuğun ölümünden sonra doğan en küçük kardeş, sanki onun eksik kalan sesini, ışığını taşıyor gibiydi. Hiç tanımadığı ağabeyini hissetmesi ve aileyi yeniden bir arada tutan o görünmez bağ… insanın aklında uzun süre kalıyor. Şunu düşündürüyor: Belki de o çocuk konuşabilseydi, kendini ifade edebilseydi aslında tam olarak böyle bir his bırakacaktı. Büyülü gerçekçilikle örülmüş bu hikâye gerçek ile hayal arasında çok ince bir çizgide gidip geliyor. Bazı yerleri gerçekten çok yaralıyor, bazı yerleri uzun uzun düşündürüyor. Notre Dame Edebiyat Ödülü’nü almasına hiç şaşırmadım. Çünkü bu kitap sadece bir hikâye anlatmıyor; sevgi, kayıp, kardeşlik ve hatıraların insanda bıraktığı izleri anlatıyor. Ben bir özel eğitimci olarak
Taşların AnlattığıClara Dupont · İletişim Yayınları · 20262,623 okunma