Casus, isminin uyandırdığı izlenimin aksine polisiye bir roman değil. 19. yy sonlarına doğru Londra'da geçen ve derinlemesine psikolojik gözlemler içeren bir öykü. Karakterler çok yalın ve doğal. Anarşist grupların Londra'da yapmayı planladığı gizli bir eylemi, dürüst polisler, kötü suçlular ve yazısız bir anlaşma gibi sürdürülen bir evlilik üzerinden anlatıyor.
Kitapta beni en çok etkileyen yerlerden birisi; iletişimin, bir bakıma hep tek yönlü oluşunu vurgulaması oldu. Söylediklerimizin karşıda bulduğu anlamı asla tam olarak bilemeyeceğimiz, geri dönüşlerin bile o kişi kanalından geçip bize ulaştığı gerçeği.. Yazar iletişimin dinamiklerine çok güzel dokunmuş. Bir söz duyarken, bir ifade görürken, onun karşımızdaki insanın hangi deneyimlerinden beslenerek karşımıza çıktığını bilememek ilginç.. Böyle olunca kişi de çok gözlem yapmıyor, yapamıyorsa herkesi kendi gibi sanması doğal bir süreç oluyor..
İyi okumalar..
CasusJoseph Conrad · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20251,961 okunma
"Şimdi git yat. Şöyle iyice bir ağlamaya ihtiyacın var senin."
Verloc'un bu düşüncesinin, herkesçe kabul edilen bir görüş olmanın dışında, iler tutar bir yanı yoktu. Dünyanın her yerinde, kadınların duygularının (sanki gökyüzünde dolaşan yağmur bulutlarından farkları yokmuş gibi) sağanak biçiminde yağıp tükeneceğine inanılır.
Misafirler için var olmak ve onların ihtiyaçlarını karşılamak onlara büyük bir iyiliktir, böylece yabancı bir yerdeyken bir parça yuvalarında hissederler kendilerini. Buna mukabil misafir ağırlayan da onlardan büyük iyilikler elde edebilir, çünkü misafirler tadına vardıkları hoşluklar karşılığında bir parça dünya getirirler yanlarında, yeni bilgiler ve ilhamlar getirirler, dışarıdan bir bakış ve "taze hava" getirirler. Her misafir, dünyanın sonsuz zenginliği hakkında bir izlenim aktarır, çünkü farklı bir düşünme ve hissetme biçimini, yaşamaya dair farklı bir algıyı temsil eder, hayat böylesi itkiler olmadan hep aynıymış gibi görünecektir.
Arkadaşlığın üçüncü türü, Aristoteles'in de muhtemelen insanların çoğunun da esas önemsediği türdür: hakiki arkadaşlık. Bu, taraflara, tıpkı aşkın verebileceği kadar büyük bir hayat boyu bir şeyden emin olma duygusu verir. Hakiki arkadaşlığın hususiyeti, sürekli ve karşılıklı bir meyil ve istikrarlı bir karşılıklı ruhsal temastır - öncelikle bir zevk veya bir fayda uğruna değil, ötekinin kişiliği ugruna. Hakiki arkadaşlık bir sevinç hediyesidir, amacını kendi içinde taşır ve ötekinden can-ı gönülden hoşlanmanın, "harika bir tip" olduğu için ona hayranlık duymanın ifadesidir. Ön plandaki öz çıkar, ilişki lehine tamamen geri çekilir, tam da bu benliği zenginleştiren bir hediyedir; kişi ötekiyle hayat yolunu beraber kat etme ve onunla beraber olma arzusu duyar - mutlaka mekânsal anlamda değil ama her halükarda ruhsal-manevi anlamda.