Yüzyıllık Yalnızlık...
Bundan birkaç sene evvel okuduğum bir kitap. Ara ara hala açıp sayfalarını karıştırdığım, kapağını kitaplığımda her gördüğümde yüreğimi yaralayan ve iç çektiren bir kitap...
Yüzyıllık Yalnızlık, Kolombiyalı Gabriel Garcia Marquez'in en ünlü romanı olmakla bilinir. Büyülü gerçekçilik akımının en önemli temsilci ve en nadide örneklerinden biri sayılan bu kitap aslında büyük bir soykırımı ve dramı konu alan, toplumsal, zamanında üstü örtülmüş bir olayı hem eleştirel hem de edebi bir dille kaleme alan, okuduğunuz her sayfada tadı damağınızda kalan, karmaşık ama bir o kadar keyifli bir kitap benim için...
Jose Arcadio Buendia ve eşi Ursula Iguaran, çocukları Aureliano Buendia (Albay), Jose Arcadio ve kızları Amaranta olmak üzere başlıca beş kişilik bir ailenin giderek büyüyen soylarındaki laneti konu alan bir romandır. Öldürdüğü bir adamın ruhunun verdiği rahatsızlıklardan ve kendi iç huzursuzluğundan kaçan, yakın akraba evliliği yaptığı için domuz kuyruklu bir çocuğu olması gibi bir lanetle lanetlenmiş olan Jose Arcadio Buendia, eşi ve çocuklarıyla dağları aşarak nehir kıyısına yerleşir ve Macondo adını verdikleri bir kasaba kurar.
Bu kasaba yüzyıllık bu lanete ev sahipliği yapar. Neredeyse her yıl ağırladıkları çingene obaları ve onların tanıttıkları çılgın icatlarsa kasaba sakinlerinin dış dünyayla tek bağlantısıdır. Jose Arcadio Buendia bu çılgın icatları git gide aklını yitirir ve bu sebepten bağlandığı ağacın altında yalnız başına yaşamını kaybeder. Ailenin kurucusu rolündeki Ursula ise çevresinde olup biten saçma veya sapkın her türlü olaya mantığıyla el koyabilen tek kişidir. Melquiades ise ne kadar önemli bir rolü olduğu ancak kitabın son sayfalarında tam anlamıyla ortaya çıkan ve aileyi tarihini yazacak kadar iyi tanıyan bir çingenedir.