Ölülerin nerede yattığı değil, hayattayken nerede ve nasıl yaşadığıydı esas mesele. Mezarlıklar ne kadar uzağa taşınırsa taşınsın, diriler de kendi mezarlıklarında yaşamıyorlar mıydı?
Gerçi hayat bana öğretmişti; kul kurar, felek gülerdi. Her ilmeğini planlayarak ördüğünüzü sandığını atkı , gün gelir boynunuza dolanıverirdi. Ölüm diye bir şey vardı çünkü. O varken yarın ne demekti, planlar neye yarardı!