Hayaller vitrindeki elbiseler gibidir;
dışarıdan çok güzel görünürler ama bazen denediğinde üstüne olmazlar. Bazıları çok küçüktür, bazılarıysa fazla büyük.
Sıhhat, güzel davranışlar ve temizlik hakkında da Peygamber'in tavsiyeleri pek meşhurdur. Herkesçe bilinen bir hadisinde Peygamber ilmi, biri beden, diğeri din ilmi olmak üzere iki büyük kısma ayırıyor. Beden ilmini din ilminin, tıbbı fikıhın önüne alıyor. İslâm'a karşı olanlar, güya İslâmiyet'in zevk-i selime göre giyinmeğe mâni olduğunu zannediyor. Halbuki Peygamber “Temiz ve güzel elbiseler giyiniz. Güzel güzel hayvanlara bininiz ve insanların karşısına beğenilecek bir halde çıkınız." diyor. Muaşeret ve medeniyet usûlünün esaslarını "İnsanları medheder ve sena ederseniz Allah da sizi medhettirir.", "Allaha imandan sonra en iyi amel, insanları sevmek ve onlara bağlanmaktır.”, "Doğru ol ki, insanlar seni sevsinler.” mealindeki hadîsler içine almaktadır
Gözleri miyop olan seyirciler uzaktan ancak renk renk elbiseler görürler ve iplerle oynatılan bir kukla ile hakikî bir artisti fark etmeden, yanlarında aynı görüş galatına uğramış seyircilerin mütalâalarını sorar ve hayal meyal gördükleri bu oynayıp kımıldayan şeyleri daha ziyade kafalarının içinde büyültüp mânâlandırmak isterler. Fakat oyunun sonlarına doğru hakikî artistler çekilir, yukarıdan iplerle oynatılan kuklaların da birer birer elbiseleri döküldüğü zaman yalnız elbiseden başka bir şey görmeyen seyirciler bu aldanıştan hiddetlenir ve az evvel kafalarında büyülttükleri şeylerden artık nefret ederler.
Yavuz Sultan Selim, ihtişam ve debdebeye hiçbir zaman ehemmiyet vermezdi. Dâima sadeliği sever ve sade giyinirdi. Bir defasında oğlu Şehzâde Süleymân'ı süslü elbiseler içinde görünce; "Annene giyecek bir şey bırakmadın" diyerek sitem etmişti.