Puan vermedi·130 syf.··
2026 103. kitabı
Meral AkmanMeral Akman BirbenBirben Eseri elime ilk aldığımda beni kapağında yazan ”Unutmanın Kıyısında Bir Kadın”yazısı kendine çekti.İnanıyorum ki bu eser,okuyan herkesin yüreğine dokunacak ve ömrümce unutamayacak. Unutmanın kıyısında olan bu kadın,bir zamanlar uzun,sarı lepiska saçlara sahip olan Birben di.En büyük hayali balerin olmaktı ama annesi asla balerin olmasına izin vermedi.Pilot olan babası balerin olmasına olumlu yaklaşsa da evin huzuru kaçmaması için ikinci evliliğini yaptığı eşinin dominant tavırlarına hayır diyemedi ve kızının yanında olamadı. Bu olay Birben in yüreğinde derin yaralar açtı ve genc yaşta görücü usulü evlendi Evlendiğinde mahallenin en popüler kızıydı.Moda tasarım okuyan Birben muazzam elbiseler çiziyordu.Hemen hamile kalan Birben e,maddi sıkıntı yaşayan damatlarina destek olmak icin ailesi en işlek caddede kızlarına giyim mağazası açtı.Kocası Rıfat,bekarken işlediği suçtan hüküm giyince Birben kucağında çocuğuyla yıkıldı.Eşinin serbest kalmasına cok sevinen Birben in sevgisi kocasını evde tutmaya yetmedi.Anne ve baba sevgisinden yoksun büyüyen Rıfat,sevgisini gösteremeyen,kadınlara sevgi göstermenin acizlik olduğunu kabul eden zavallı biriydi.Uğradığı şiddetlere dayanamayan Birben,Rıfat tan ayrıldı ama sonra da istediği mutluluğu elde edemedi İnsanın çocuklukta aldığı derin yaralar,ömür boyu onunla birlikte yolculuk ediyor arkadaşlar.Bir sahil kasabasında huzurla yaşlanmayı hayal eden Birben,demans hastalığına yakalandığını öğrendiği anda geçmişini unutmadan not almaya başladı.Oğluna yük olmamak icin ömrünün son dönemini huzurevinde herseyi zamanla unuturak yaşamayı seçti.Bu seçim beni üzdü Yazarın psikolojik tahlilleri güçlü ve akıcıydı.Psikoloji ve kişisel farkındalık adına kaleme alınan bu eserde çocukluk travmalarına ve aile bağlarına konuk
BirbenMeral Akman · Octopus Yayınevi · 202618 okunma
10/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
MARKİZ'DEKİ KADIN AYŞE ÖVÜR Ayşe Övür’ün daha önce Botter Apartmanı romanını okumuş ve Nilüfer karakteriyle ilk olarak o eserde tanışmıştım. Markiz'deki Kadın ile ise Nilüfer’in gençlik yıllarına, hayatının en başına doğru hüzünlü bir yolculuğa çıktım; 1990’lı yıllardan 70’li yıllara geri dönerek onu bugünkü haline getiren kırılma noktalarına tanıklık ettim. Botter Apartmanı’nı okurken Nilüfer’in bazı kararlarını kendimce eleştirmiş, “Böyle olmamalıydı, bu yaptığı yanlış değil mi?” diye düşünmüştüm. Fakat bir yandan da onun o derin hüznü yüreğime dokunmuştu. Neden böyle bir hayat yaşadığını, onu bu noktaya getiren asıl sebepleri ancak bu romanda kavrayabildim. Nilüfer; babası kimya öğretmeni, annesi ise olağanüstü yetenekli bir terzi olan bir ailenin üç çocuğundan en küçüğüdür. Maharetli elbiseler diken annesi Aliye Hanım, zamanla ününü artırarak Mısır Apartmanı’nda kendi terzihanesini açacak kadar rüştünü ispat etmiş bir kadındır. Kızının iyi bir eğitim almasını arzuladığı için de okulunda parmakla gösterilen Nilüfer’i bir Fransız okulunda okutmuştur. Arkeoloji okuma hayalleri kuran Nilüfer, ablası Leyla ile çok iyi anlaşırken, evin uçarı ve ele avuca sığmaz çocuğu Orhan ise bambaşka bir dünyada yaşamaktadır. ****** Romanın asıl kırılma noktası ise tarihi Markiz Pastanesi’nde başlar. Nilüfer, çok sevdiği ve evlilik hayalleri kurduğu Selim’den gözyaşları içinde ayrılmak zorunda kalır. Çünkü abisi Orhan, üniversite yıllarında sol görüşlü arkadaş gruplarına dahil olmuş, siyasi bir olaya karışarak tutuklanmıştır. Annesi Aliye Hanım, oğlunu kurtarabilmek için sosyete çevresinden tanıdığı nüfuzlu insanlardan çaresizce yardım ister. Dönemin meşhur Sansaryan"dan Orhan’ı çekip almak hiç kolay değildir; zira oraya sağ girenin ölü çıktığı, çıksa bile
Roman
Markiz'deki KadınAyşe Övür · Remzi Kitabevi · 2025296 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
8/10
·286 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 00:00
“Mahşerin Dördüncü Atlısı”, dünya tarihi boyunca insanlığın, adeta bir üst organizma tarafından nasıl şekillendiğini ve toplumsal olayların ölümle kol kola gezen bir olgu tarafından nasıl etkilendiğini anlatır. Kitap, ölümle iç içe olmanın hissini aktarırken, yüzyıllar boyunca aralıklarla değişen salgınları—tifüs, sıtma, veba, frengi gibi salgın hastalıkları—ve bunların etkilerini de ele alır. Örneğin cüzzam için, Mısırlılar ona “ölümden önce ölüm” adını vermiştir ve Avrupa’ya bıraktığı en etkileyici miras, çokça bulunan cüzzam evlerinin, ilerleyen dönemlerde hastanelerin temeline öncülük etmesidir. Veba ise, 1348 yılında başlayıp, adeta bir kasap gibi Avrupa’nın üçte birini çok kısa sürede yok etmiştir. Hatta bazı doktorlar ve rahipler, bu hastalığın tedavisini, o dönemin yetersiz tıp bilgileriyle çaresizce aramış; ısırgan otu yedirmiş, güvercin pisliği kullandırmış; hatta çocukları kesip etleriyle beslenmenin tedavi olacağını düşünmüşlerdir. Bu dönemde, doktorlara ve rahiplere karşı ciddi bir güven kaybı yaşanmıştır. Vebanın bir diğer yönü ise, dünya çapında, özellikle Avrupa’daki feodalizmin sonunu getirmesidir. Çok fazla ölüm nedeniyle işçi sayısı azalmış, topraklar bölünmüş ve toprak sahipleri, daha önce ömür boyu emeklerine sahip olduklarını düşündükleri insanlara kiralamaya başlamışlardır. Böylelikle işçi maliyeti o denli yükselmiş ki, haftada iki gün çalışarak bile geçinmek mümkün olmuştur. Frengi için ise yazar, özellikle 14. yüzyılda, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi bölgelerde hamam kültürünün yaygın ve insanların bugünkünden bile fazla yıkandığı bir dönemde, frenginin yayılmasıyla hamam kültürünün tamamen yok olduğunu ve yasaklandığını belirtir. Bu süreçte insanlar daha az yıkanmaya başlamış, yün elbiseler kokmasın diye iç çamaşırı ve akabinde parfüm
Mahşerin Dördüncü AtlısıAndrew Nikiforuk · İletişim Yayıncılık · 2022246 okunma
Mazide okuduğum eserlerden...
10/10
·210 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
MUTLAK PEŞİNDE HONORÉ DE BALZAC Josephine & Balthazar... Birbiriyle ahenk içinde, huzurlu, mutlu, aşık, variyetli bir aile kurmuş, 17 yıl boyunca mutlu yaşamışlardır... Taa ki Balthazar'ın bir gün kimyanın güzel dalı Simya'yı keşfettiği güne kadar. Her dahi birazcık da delidir mantığıyla anlatılan eserde Balthazar'ın ideali uğruna ailesini, servetini kaybedişi işlenmektedir. Josephine bu asil ruhlu yüce kadına sonsuz bir saygı duydum... Balthazar'ın inadı ise beni okururken çılgına çevirdi. ************ Balzac’ın "Mutlak Peşinde"eseri, onun "İnsanlık Komedyası" serisinin felsefi çalışmalar ayağındaki en güçlü halkalardan biridir. Balzac, bizleri sadece bir simyacının laboratuvarına değil, insan ruhunun en karanlık ve takıntılı dehlizlerine götürüyor. Balthazar’ın maddedeki mutlak sırrı bulma arzusu, aslında insanoğlunun sınırlarını aşma çabasının trajik bir tablosudur. İdealizmin delilikle, dehanın ise acımasız bir bencillikle birleştiği bu sarsıcı roman; bittiğinde insana 'insanın asıl mutlak arayışı, yanı başındaki sevgi olmalıdır' dedirtiyor. ********* Balzac eserin girizgahında kendisini yaptığı uzun betimlemeler dolayısıyla eleştiren yazar arkadaşlarına atıfta bulunuyor. Ben çok seviyorum betimlemeleri... Ah o mimari ayrıntılar, elbiseler, ciltli kitaplar, kadınların fiziki görünüşleri ve tabii ki o güzelim antikaları okurken mest oluyorum. Yazar, bu betimlemeleriyle aslında sadece bir mekanı değil; o mekanın içine sinmiş huzurun, sevginin ve koskoca bir aile mirasının simya sevdası uğruna nasıl yavaş yavaş buharlaşıp yok olduğunu anlatıyor. Eserden Alıntılar: ✓​ Duygularında kendine özgü bir yaşamı, doğdukları yerin koşullarına uygun bir yaradılışı olduğunu şimdiye dek pek kimse fark etmemiştir; duygular hem
Edebiyat
Mutlak PeşindeHonore de Balzac · Türkiye İş Bankası Yayınları · 2021782 okunma
Üç Başı Mamur Bir Ankara Romanı: Ankara! Mon Amour
Puan vermedi·167 syf.··
2026 27. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 23:26
Bu yazıya kadar, hakkında yazdığım kitaplar, özellikle de romanlar, hep gelip beni bulmuşlardı. Karşıma çıkmakla kalmayıp bir şekilde beni etkileyen bu kitaplar henüz bitmeden, zihnimde tahlil cümleleri dolaşıma giriverir, haliyle de dayanamayıp o eserler hakkındaki analizlerimi satırlara dökmek zorunda kalırdım. Dergimizin bu sayıdaki ana temasının ‘Ankara’da Edebiyat’ olacağı kararlaştırıldığında bir kere daha bana kitap analizi düştü. Böylece ilk defa bir roman hakkında yazmak için bizzat arayış içine girmiş oldum. Elbette Ankara’mız, edebiyat dünyamızda hatırı sayılır bir alan işgal ediyor ancak roman söz konusu olduğunda bu alan bir hayli daralıyor. Konusu bütünüyle ya da büyük oranda Ankara olan roman sayısı ne yazık ki bir elin parmaklarını geçmiyor. Ankara ile alakalı roman söz konusu olduğunda, edebiyata ilgisi biraz yoğun olan birçok kimsenin olduğu gibi benim de aklıma ilk gelen Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun ‘Ankara’sı oldu. Lakin bu roman, hakkında ziyadesiyle yazılan, birçok analize konu olan eserlerden biriydi. Ayrıca, İbrahim Eryiğit Hocamız, bu sayı için hazırladığı ve önceden vâkıf olduğum hayli zengin içerikli yazısında, söz konusu kitapla ilgili de kısa ama tatmin edici bilgilere yer veriyordu. Ve ilk seçenek böylece elendi. Bir de ‘Yaşanmayanların Romanı’ vardı tabii. Muhammed Ali Koçak ile tanışmama ve dergimizin yazarlarından biri olmasına vesile olan bu roman hem neredeyse bütünüyle Ankara’da geçiyor hem de Ankara’nın kadim tarihine dair birçok bilgi içeriyordu. Lakin onun hakkında da yakın zamanda web sayfamız ve e-dergimizde bir analiz yayınlamıştım. Araştırmamı sürdürürken nihayet istediğim özelliklere sahip romanı yakaladım. Hem adı hem de hikâyesi Ankaralıydı. Başta da ifade etmeye çalıştığım gibi bu sefer kitabı ben arayıp bulmuştum;
Ankara, Mon Amour!Şükran Yiğit · İletişim Yayınları · 20221,637 okunma
7/10
·392 syf.··
2026 33. kitabı
Merhabalarr, Filmlerden daha güzel kitabının devam kitabıyla geldim. Açıkcası kitabı okuyup okumama konusunda kararsızdım çünkü ilk kitap gerçekten çok tatlıydı, istediğim herşeyi vermişti ve çok güzel bitmişti. Ama merakıma yenik düştüm ve okudum. Çünkü Wes’i gerçekten çok seviyorum. Üniversiteye başladıklarında Wes’in başına büyük bir olay gelir ve evde onu bekleyen sorumluluklardan dolayı okula ara vermek zorunda kalır. Çiftimiz 2 yıl boyunca ayrı kalırlar ve görüşmezler. Liz, Wes’in yaşadıklarını bilmiyordur ve Wes ona durumu hakkında yalan söyler. 2 yıl sonra üniversiteye geri döndüğünde Liz’i geri kazanmayı planlar ama Liz’in (sahte) erkek arkadaşı vardır. Buna rağmen pes etmez ve aralarındaki şeyi düzeltmeye çalışır. Liz’in hislerini anlayabiliyorum, aldatıldığını, yüzüstü bırakıldığını düşünüyor ve onu görmeye dayanamıyor. Nefret etmek istiyor ama edemiyor da. Liz özellikle bu 2 yılda çok değişmiş hissettirdi, zaten artık o çiçekli elbiseler giyen bir kız değil. Wes’in hikayesini merak unsurlarıyla yavaş yavaş vermesi, hikayeye yedirilmesi çok güzeldi. Wes’in kızkardeşi Sarah’ın Wes’e destek olması, onu devam etmesi için teşvik etmesi çok tatlıydı. Bu seride de en çok bu durumu seviyorum sanırım. Evet aşk daha baskın ama aile ilişkileri, arkadaşlıklar, birbirlerini desteklemeleri çok tatlı. Liz’in üvey annesi Helena’nın bile Wes’i arayıp yüreklendirmesi, rahatlatması çok tatlıydı. Bu kitap ilk kitaba göre daha hüzünlü, daha kalp kırıcıydı ama Wes’in hayatı üzerinden döndüğü için yine çok keyif alarak okudum. Liz’i geri kazanmak için verdiği çaba, hiç pes etmeyişi (Liz’e rağmen), Liz’e bayılışını onun ağzından okumak çok keyifliydi. Liz çok süründürdü belki kendince haklıydı ama ben olsam çoktan yelkenleri suya indirmiştim. Bu seriyi kesinlikle okumanızı
Filmlerdeki Gibi DeğilLynn Painter · Artemis Yayınları · 2025281 okunma