Hiçbir dil –en "ilkel" kabilelerin dili bile en karmaşık fikirleri ifade etmek için doğaları gereği yetersiz değildir. Bir dilin felsefe yapmaya uygunluk açısından eksiklikleri, neticede kimi özel soyut kavramlar için kelime hazinesinin ve belki birkaç sözdizimi çatısının yokluğundan ibarettir. Ama bunlar kolayca başka dillerden ödünç alınabilir: Bütün Avrupa dilleri felsefi alet edevatını nasıl Latinceden tırtıkladıysa, Latince ise bütün hepsini nasıl Yunancadan toptan aşırdıysa, öyle… Bir kabile dilini konuşanlar, canları isterse aynı şeyi bugün de yapabilir ve Zulu dilinde ampirizm ve rasyonalizmin karşılaştırmalı değerlendirmesi üzerine akıl yürütmek ya da Batı Grönland dilinde varoluşsal fenomenoloji üzerine atıp tutmak pekâlâ mümkün olabilir.
YÜZBAŞI : Pek bilmiyorum. Söyle bana, nasıl oluyor da, yetişkin bir erkeğe, çocukmuş gibi davranabiliyorsunuz?
DADI : Bilmem, hay Allah! Her biriniz bir kadının çocuğusunuz da ondan belki, hepiniz, irili ufaklı...
YÜZBAŞI : Baba ne demektir, bir düşün Margaret!
DADI: Hadi hadi! Çocuğunun yanı sıra nice şeyleri vardır babanın, oysa annenin çocuğundan başka hiçbir şeyi yoktur.
YÜZBAŞI : Öyle dostum. Onun tek yükü var, benim üç; onunkini de ben taşıyorum üstelik! Ona ve çocuğuma bakmak zorunda olmasaydım, böyle askerliğe saplanır kalır mıydım sanıyorsun?
LAURA : Hep kendi dediği olsun ister; ama dediği oldu mu, ilgisi gevşer, her şeyi bana bırakır.
DOKTOR: Önemli bu, dikkatle incelemek gerek, irade, hanımefendi, ruhun belkemiğidir. Ona zarar geldi mi, ruh parça parça olur.
Eserlerinde kendi yaşamından deneyimlediği konuları sıklıkla işleyen August Strindberg’ün bu kısa oyununda; annelik, babalık ve eş olma kavramları üzerinde durulmuş. Bu kavramlar üzerinde esnek bakış açıları kazanmamız açısından okunmaya değer bir oyun olduğunu düşünüyorum.