Size bisey soracağım. Pollyannada Bay Pendleton var ya ben onu Harry potter da ki Snape benzetiyorum. Snape lily' ye aşık olmuştu
Pendleton da pollyanna'nın annesine birqz benzemiyor mu poterhead'ler
Bazı kitaplar bittiğinde kapağını kapatırsın, bazılarıysa kalbinin bir köşesinde yaşamaya devam eder. Sadako ve Kağıttan Bin Turna Kuşu benim için ikinci türden bir kitap oldu. Sadako'nun yaşadıkları sadece bir çocuğun hikâyesi değil; savaşın masum insanların hayatında açtığı yaraların da hikâyesi. Masum çocukların öldürüldüğü bir dünya.. (Rojava,Filistin,Doğu Türkistan, Sırbistan...)
Sayfaları çevirdikçe onun umutlarına, korkularına ve hayallerine ortak oldum. Özellikle her bir turnayı katlarken iyileşeceğine olan inancı beni çok etkiledi. Bazen küçücük bir umudun bile insanı ayakta tutabildiğini hatırlattı.
Kitabı okurken birçok kez boğazım düğümlendi. Sadako'nun yaşadığı acılar karşısında üzülürken, onun cesaretine ve yaşama tutunma isteğine de hayran kaldım. Hikâye kısa olmasına rağmen verdiği duygu çok büyük. Son sayfaya geldiğimde gözlerim doldu ve uzun süre kitabın etkisinden çıkamadım.
Bu kitap bana barışın ne kadar değerli olduğunu, umudun ise en zor zamanlarda bile insanın elinden tutabileceğini öğretti. Sadako'nun hikâyesi yıllar geçse de unutulmayacak kadar güçlü ve dokunaklı. Herkesin en az bir kez okuması gereken, yüreğe dokunan bir eser.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Pollyanna bize yoksulluk, hastalık, yalnızlık vb. yaşanan her kötü olayda,her durumda hayatta sevinecek bir şey bulabilmeyi,iyimser kalabilmeyi, pes etmemeyi hayat hikayesiyle anlatıyor.
Bazen bir romanı elinizden bırakamazsınız; bazen de bitirdikten sonra uzun süre zihninizden çıkaramazsınız. Kül ve Tohum, benim için ikinci gruba giren kitaplardan biri oldu.
Roman, terk edilmiş arazilere gizlice üretim yapan çevreci bir topluluğun hikâyesiyle başlıyor. Büyük bir heyelanın ardından ortaya çıkan yeni bir fırsat, grubun tüm dengelerini değiştiriyor. Bu noktadan sonra olaylar sadece bir arazi meselesi olmaktan çıkıyor; güven, güç, çıkar ilişkileri ve insan doğası üzerine kurulu etkileyici bir gerilime dönüşüyor.
Kitabın en beğendiğim yönü karakterleriydi. Hiçbiri tamamen iyi ya da tamamen kötü değil. Her biri kendi doğrularına inanıyor ve attığı adımları buna göre şekillendiriyor. Bu da okurken sürekli taraf değiştirmeme ve olaylara farklı açılardan bakmama neden oldu.
İlk sayfalarda temposu biraz ağır ilerlediği için sabır isteyen bir roman olduğunu söyleyebilirim. Ancak hikâye derinleştikçe merak duygusu giderek artıyor ve özellikle son bölümlerde kitap kendini kolayca okutuyor. Finali ise uzun süre düşündüren türden.
Çevre aktivizmi, kapitalizm, etik değerler ve insanın hırsı gibi konuları yalnızca yüzeysel şekilde işlemiyor; bunları karakterlerin seçimleri üzerinden sorgulatıyor. Bu yönüyle klasik bir gerilim romanından çok daha fazlasını sunuyor.
Herkesin seveceği bir kitap olduğunu söyleyemem. Özellikle aksiyonu ilk sayfadan bekleyen okurlar için yavaş kalabilir. Ama karakter odaklı, düşündüren ve katmanlı romanlardan hoşlanıyorsanız Kül ve Tohum kesinlikle şans vermeye değer.
Puanım: 4,5/5.
Kül ve TohumEleanor Catton · Domingo Yayınevi · 20268 okunma
Eleanor Coerr’in Sadako ve Kağıttan Bin Turna Kuşu adlı eseri, İkinci Dünya Savaşı sırasında Hiroşima'ya atılan atom bombasının ardından lösemiye yakalanan genç bir kızın, umut dolu mücadelesini konu alan gerçek bir yaşam öyküsüdür. Sadako, Japon inanışına göre bin tane kağıttan turna kuşu katlarsa sağlığına kavuşacağı umuduyla bu zorlu süreci bir yaşam biçimine dönüştürür. Eser, savaşın yıkıcı sonuçlarını ve masum bir çocuğun bu sonuçlar karşısındaki hayata tutunma gayretini, sadelikten gelen güçlü bir anlatımla işler. Kitap, hem hüzünlü bir veda hikayesi hem de barışa dair verilen en dokunaklı mesajlardan biri olarak dünya çocuk edebiyatındaki yerini korumaktadır.
Pollyanna – Eleanor H. Porter
Bazı kitaplar vardır; olay örgüsünden çok bıraktığı duyguyla hatırlanır. Pollyanna da benim için böyle eserlerden biri oldu. İlk bakışta çocuklara yönelik, basit bir iyimserlik hikâyesi gibi görünse de aslında insanın hayata bakış açısını sorgulatan, her yaşa hitap eden bir roman.
Eserin merkezinde Pollyanna’nın babasından öğrendiği ve hayatının temel ilkesi hâline getirdiği “Mutluluk Oyunu” yer alır. Bu oyunun amacı, insanın karşılaştığı en olumsuz durumlarda bile sevinecek bir neden bulabilmesidir. Pollyanna, yaşadığı tüm zorluklara rağmen bu oyunu oynamaya devam eder. Yetim kalması, teyzesinin yanına taşınması ve karşılaştığı çeşitli sıkıntılar onun neşesini tamamen yok edemez. Çünkü o, her olayın içinde umut ışığı aramayı bilir.
Roman boyunca Pollyanna’nın bu yaklaşımı yalnızca kendi hayatını değil, çevresindeki insanların yaşamlarını da değiştirir. Karamsar, kırgın ve mutsuz insanlar onun sayesinde olaylara farklı bir gözle bakmaya başlarlar. Bu yönüyle eser, mutluluğun bulaşıcı bir duygu olduğunu ve bir insanın olumlu tavrının başkalarının hayatına da dokunabileceğini gösterir.
Kitabın en etkileyici taraflarından biri ise Pollyanna’nın öğrettiği dersleri daha sonra kendisinin sınanmasıdır. Hayat onu ağır bir şekilde denediğinde, başkalarına tavsiye ettiği “Mutluluk Oyunu”nu bu kez kendisi oynamak zorunda kalır. Böylece roman, iyimserliğin yalnızca güzel günlerde değil, zor zamanlarda da anlam kazandığını vurgular.
Pollyanna, okuyucuya gerçekleri görmezden gelmeyi değil; zorlukların içinde umudu kaybetmemeyi öğretir. Günümüzde “Pollyannacılık” kavramı bazen aşırı iyimserlik anlamında kullanılsa da romanın vermek istediği mesaj bundan çok daha derindir: Hayat her zaman istediğimiz gibi gitmeyebilir, fakat olaylara nasıl
PollyannaEleanor H. Porter · Ötüken Neşriyat · 202011,4bin okunma