Puan vermedi·104 syf.·
2026 6. kitabı
İçimdeki Kilitleri Tek Tek yazar Gaye Keskin’in ilk öykü kitabı. Yarattığı karakterler ve ele aldığı konular bende roman yazsa nev-i şahsına münhasır karakterlerin enteresan hikayelerini okurmuşuz hissi oluşturdu. Umarım kendisinin gelecekte roman yazma gibi isteği olur da biz de severek okuruz. Ele aldığı konular ve karakterleri ilerici buldum. En çok Sen, Ben ve Eleni, Doğum Günü, Bir Varmış Bir Yokmuş, Neriman öykülerini sevdim. Özellikle Sen, Ben ve Eleni hiç beklemediğim bir yere bağlandı, ama öyle iyi yazılmış ki okurken iki farklı olasılığı da düşündürtüyor size. Favorim o oldu o yüzden. Son dönem Türk öykü yazarlarının bizi anlattıkları konular ve yarattıkları karakterlerle duvardan duvara çarpmasına ne yapacağız onu bilemiyorum tabi. Özetle, severek okuduğum bir öykü kitabı oldu. Tavsiyedir.
1000Kitap
İçimdeki Kilitleri Tek TekGaye Keskin · Can Yayınları · 202588 okunma
Puan vermedi·240 syf.··
2026 30. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2026 08:18
Kitap, her yerde karşımıza çıktığı gibi arka kapakta da belirtildiği üzere Kıbrıs’ta geçiyor ve Kıbrıs sorununu ele alıyor. Ama benim aklımda hiç de Kıbrıs meselesiyle kalmadı. Benim aklımda bu kitap bir kadın hikâyesi olarak kaldı. Eleni Naciye ne Rumların ne de Türklerin yanına sığabildi. Daha küçücük bir çocukken kendi ailesinin yanına sığamadı. Tecavüze uğradı, iftiraya uğradı. Sürekli dışlandı ve her seferinde başka bir topluma sığınmak zorunda kaldı. Bunu yaparken de kimliğinin, inançlarının ve geçmişinin parçalarını geride bıraktı. Nihayetinde kimseye de yaranamadı tabii. Kimse ona ne istediğini sormadı. Çocukluğu, kadınlığı, anneliği hiçe sayıldı. Hayatta kalmak için her şeye göğüs gerdi. Müslüman olduktan sonra kiliseye gittiğinde, dinini herkesten saklamak zorunda kalırken ezan sesi duyduğunda yaşadığı kafa karışıklığı çok çarpıcıydı. İnandığı tüm tanrılara aynı anda dua edecek kadar yalnız ve çaresizdi. Buna rağmen insanlar onu hep ötekileştirdi, dışladı ve suçladı. Elbette arka planda Kıbrıs sorunu da vardı. EOKA’nın kuruluşu, İngilizlerin adadaki etkisi, Türk askerinin adaya gelişi gibi tarihsel olaylar hikâyede yer alıyordu. Aluşta’dan Esen Yeller ile aynı anda okudum Yaseminler’i. İki kitap da tarihsel yaralara dokunuyor. Ancak Aluşta’dan Esen Yeller meseleyi daha toplumsal ve kolektif bir yerden ele alırken, Yaseminler Tüter mi, Hâlâ? bunu tek bir kadının hayatı üzerinden, çok daha bireysel ve kişisel bir hikâye üzerinden ele alıyor. Belki de bu yüzden kitap benim için Kıbrıs sorunundan çok, hangi tarafta durursa dursun hep öteki kalan bir kadının hikâyesi olarak kaldı.
Yaseminler Tüter mi, Hâlâ?Alev Alatlı · Kapı Yayınları · 2024823 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Puan vermedi·136 syf.··
2026 11. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 00:00
“Nenanne kelimeler kağıttan çıkıyor, koşup yapışıyor eteğime…” diyor, cümbezin kızı Hatice. •Cümbez; adadır, Nenanne’dir, Hatice’dir, Eleni Nine’dir, Süleyman’dır, Bastiban’dır… Cümbez, gövdesinden ve köklerinden bile meyve veren ağaçtır. • •Bu kitap sayılı sayfasına derin hikayeler sığdırmış, Kıbrıs’ta, İngiliz sömürgesi döneminde Araplara satılan yaklaşık dokuz bin kızımızın hikayesi. Onlar avare kuşlar ve onların ait oldukları bir yer hiç olmadı. O kızlarımız; ait olmadıkları yerlerden sürülenler, saçları denize karışmış, hayalleri gemi direklerine tutunamamış… •İşte kısacık kitabımız içinde bu kadar acı, ve hayat barındırıyor. Sayfa sayısına aldanmayın çünkü öyle hemen okunacak bir kitap değil, her sayfası her cümlesi tek tek sindirilecek türden. •Hatice, Kıbrıs’tan Araplara satılan kızlarımızdan biri olarak karşımıza çıkıyor. Onun hikayesi, acısı çok derin ancak kendi acısına bir gün olsun dönüp bakamıyor. O acısını masallara inci inci diziyor, sözlere sarılıyor, balık oluyor, Gülcemal’e koşuyor oradan denizlere akıyor. Ve Hatice’miz Suların Sultanı, onun masalları yüreklerin sazı olup ne türkülerle dillere dökülüyor. •Bu kitap ve kızlarımızın hikayesi, tarihi maziye karışmış ama susturulduğu derinliklerden o sesleri çıkartmamız gerekiyor. Bu kitaba ve bu kızların sesine mutlaka şans verilmeli. Hatice’nin hikayesi ve diğer kızlarımız maalesef bu hikaye gerçek. Ve isimlerin de yası tutulmalı, onlar da gömülmeli. • “Kilitlerin çok olduğu yerde anahtarları olan adam kendini kral gibi hisseder şüphesiz. Kralsınız şimdi, șu anda. Kral, sultan, bakan, vali... Adaleti olmayan elde, anahtar zulmün emrindedir.” • “Derviş donundaki avcılar varken gerçekler vurulup düşer. Vurulmayanın kanadı kırılır. Murdara müdara etmekten hayır gelmeyeceğinden Süleyman’a varıp olanı
Edebiyat
Cümbezin KızıÜlkü Demiray · Bilge Kültür Sanat · 20242,003 okunma
8/10
·232 syf.··
2026 21. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 19:20
Alev Alatlı'nın ilk defa romanını okuma fırsatım oldu. Diğer türlerde yazdığı eserlere bakarak roman dilinin bu kadar akıcı olacağını düşünmemiştim. Ayrıca yazarın ilk romanıymış. Roman, Kıbrıs'ta Rum bir ailenin kızı olarak Eleni adıyla doğan, ancak daha sonra Müslüman olup Naciye ismini alan bir kadının yaşam öyküsünü anlatıyor. Kitabın ana ekseni dönemin rum-türk çatışmaları,kimlik arayışı, EOKA gibi siyasi yapılanmalardır. Kitabı genel olarak beğendim. Özellikle toplumun kullandığı dille yazılmış olması sanki orada yaşıyormuş gibi hissettirdi ancak Rumca kelimelerin açıklamaları olmasını beklerdim. Ayrıca kitabın sonunun bu şekilde olması beni üzdü. Ana karakterin hayatı zaten yeterince dramatikti. Biraz daha mutlu olabilirdi.
Yaseminler Tüter mi, Hâlâ?Alev Alatlı · Everest Yayınları · 2020823 okunma
10/10
·103 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2026 23:17
Bir kitabı okurken değil de, sanki kendi anılarına yanlışlıkla dokunmuşsun gibi hissettiğin olur mu? İçimdeki Kilitleri Tek Tek tam olarak böyle bir his bıraktı bende. Gaye Keskin ’in metinleri ilk bakışta sade, hatta neredeyse duru görünüyor. Ama bu sadelik aldatıcı. Çünkü cümlelerin altına indikçe, katman katman biriktirilmiş duygularla karşılaşıyorsun. Benim için bu kitap, olaylardan çok duyguların iziyle ilerleyen bir yolculuktu. Kitabı okurken en çok hissettiğim şey şu oldu: Bu öyküler anlatmıyor, hatırlatıyor. Her bölüm kendi içinde ayrı bir dünya kuruyor ama hepsini birleştiren görünmez bir damar var: eksiklik, özlem ve içe atılmış cümleler. Mesela daha en başta gelen şu düşünce: “Belki de birbirini yeterince tanımayan insanlar için konuşmak farklı yönlere doğru yürümekti.” İlişkilerin en sade ama en kırılgan hâlini anlatıyor. Aynı dili konuşup anlaşamayan insanları. “Madam Violet’in Sandığı” ve “Sen, Ben ve Eleni” gibi bölümlerde geçmişle kurulan bağ çok güçlü. Bir valizin kapağını açmak bile bir hafızayı uyandırıyor: “Üstünde yılların tozunu, altında hiçbir yere gidememenin yasını saklayan kapağını kaldırıyorum.” Bu sadece bir eşya değil; gitmemişliklerin, kalmışlıkların simgesi. “Eleni” bölümünde ise anlatım bambaşka bir yere evriliyor. Birinin zihninde var olmak, ama gerçek dünyada yer bulamamak… “Ben kimim? Adım ne?” Bu soru sadece karaktere değil, okura da dokunuyor. Çünkü bazen biz de başkalarının zihninde farklı birine dönüşmüyor muyuz? Kitabın en etkileyici taraflarından biri, çocukluk izlerini bugüne taşıması. “Umursanmayan her çocuk gibi başın eğildikçe büyüyen kambur…” Bu cümle uzun süre zihnimde kaldı. Çünkü burada fiziksel değil, duygusal bir ağırlık anlatılıyor. “Kırıklar, Çıkıklar ve Diğer Meseleler” ve “Hangi Oje?” gibi bölümlerde ise gündelik hayatın
İnceleme
İçimdeki Kilitleri Tek TekGaye Keskin · Can Yayınları · 202588 okunma
Ti megali amatria, canimuuu :))
8/10
·336 syf.·
2026 47. kitabı
“Periler padişahının kızı Züleyha gibi çırılçıplak saçlarını beline akıtmış, ayakta duruyordu. Su tanecikleri inci dizisi gibi teninden aşağı süzülüyor, su almak için eğilip doğruldukça, ıslak kalçaları Balkız'ınkiler gibi kabarıp sönüyordu. Birden yan dönünce, soluğum kesildi... Sevdiğim her şey onda toplanmıştı.” Kitabı bitirince, ‘Freud okusa çok beğenirdi’ diye düşündüm. Yetim ve öksüz, dede evinde büyüyen bir çocuk… Eşini erken yaşta kaybetmiş, rahmetli eşinin ailesi ile yaşamaya devam eden genç Rum bir gelin… Yazları Eleni hanımın yaşadığı köşkte, annesinin yanına gittiğinde, eksikliklerin açtığı yaraların tanıdık gelmesi ile başlayan, her yıl verilen bir ilişki… Kitabı onun gözünden ve anlatımından dinlediğimiz küçük kahramanımız, anne tarafının gözdesi, evdeki tüm ablalar tarafından sevilen sarılan, kucaklanan, beraber yatmak için sıraya girilen anne şefkatini bulamamış güzelliği ile gönüllerde taht kurmuş bir çocuk. Ölmüş dayısının dul kalmış eşi ile yaralarını sarmaya, eksikliğini hissettiği şefkati bulmaya başlar. Her yaz bu ilişki Freudyen bir tarzda anne şefkatinden, öğretmen hayranlığa, abla beğenisinden, kadın cazibesine evrilir. Şefkat arayışı sonlarda şehvet arzusuna dönüşür. Bayan Eleni, önceleri kökeninden ötürü istenmeyen, tanıdıkça hanımlığı ve asaleti ile çok sevilen Rum gelin. O kadar benimsenip sevilmiş ki eşini kaybettikten sonra, onun ailesi ile yaşamaya devam etmiş. Ama hayattan kopmuş, içine çekilmiş. Çocuğu da olmadığı için içindeki boşluğu hiç doldurmamış. Ta ki küçük kahramanımız gelene kadar. İçindeki anne şefkatini bu kanatsız kuşa o kadar güzel aktarmış ki, ona uçmayı öğretmeyi kendine görev bilmiş ve bu görevi zevkle yerine getirmiş. Onu büyütürken öğretmiş, anlatmış dinlemiş… İki yaralı yürek birbirinde derman aramış. Çocuk her
1000Kitap
Korkma İnsancık KorkmaTurgut Özakman · Bilgi Yayınevi · 20181,185 okunma