Cengiz Aytmatov, kalemini konuşturmuş diyebilirim. Okuduğum ilk kitabı, Gün Olur Asra Bedel idi. O da çok güzeldi.
Yarıda bıraktığım bir kitaptı ve tekrar başladım, sonunda bitirmek nasip oldu.
Kitabın konusu, 7 8 yaşlarında bir çocuk. Bu çocuğun kalbi o kadar temiz ve iyilik dolu ki. Dedesi de öyle. Birbirlerinden başka kimse onları anlamıyor. İhtiyar Mümin'in ailesi var ama sanki sadece torunu ile hayat buluyor gibi hissettim okudukça. Günlük hayatta, eşlerdir birbirlerinin en büyük destekçisi yani öyle olmalı. Ama bu kitapta Mümin dedenin karısı sürekli onu azarlıyor, hor görüyor. Buna çok üzüldüm.
Çocuğu, dedesi masallarla büyütmüş ve bu masallardan biri ise Maral Ana masalı. Mümin dede, Maral Ana'nın soyundan geldiklerine çocuğu o kadar inandirmis ki... çocuk gerçekte de Maral Ana'nın olduğunu düşünüyor ve ne zaman yardıma ihtiyacı olsa Maral Ana ile ilgili hayaller kurup onun, kendilerini kurtardığını düşünüyor.
Bir gün hasta yatağında yatarken, dışarıdan sesler duyuyor. Seydahmet çocuğu kolundan tuttuğu gibi dışarı çıkarıyor. Orozkul ve diğerleri sarhoş olmuşlar ve ateşin başında et şöleni yapıyorlar. Mümin dede de sarhoş bir şekilde oradadır. Çocuk, dedesinin ilk defa sarhoş olduğunu görüyor. Tam yanlarına geldiğinde bir de ne görsün. Maral Ana'nın başı kanlar içinde yerde yatıyor. Çocuk, içinden ona nasıl kıydınız diyerek öfke ve sitemle karışık duygular içerisinde kalıyor. Olanlara minicik yüreği dayanmıyor ve balık olmalıyım diyerek kendisini suya bırakıyor ve boğuluyor.
Kitabın sonunun böyle bitmesini istemezdim. Mümin dede ,keşke pasif kalmasaydın. O kadar iyi biriydin ki ama torunun yok artık!
"İnsan vicdanı tohumdaki öz gibidir. Ve o öz olmadan tohum filizlenmez,gelişmez. Yeryüzünde bizi neler beklerse beklesin, insanoğlu doğdukça ve