büyü, işin özünde ne kadar karmaşık matematik, mantık ya da dilbilim bildiğinizle ilgili değildi. büyüyü esas çalıştıran son itici güç, sadece inançtı. bu algoritmalarla ilgili değil, daha çok kendinizi kandırmakla ilgiliydi. dünyanın başka bir şekilde olabileceğine kendinizi inandıracak kadar kanıt toplamanız gerekiyordu ve kendinizi kandırabildiğiniz sürece dünyayı da kandırabilirdiniz.
nihayetinde büyü bir dilek, bir dua ve biraz da kurguya dayanak bulmaktı.
hatta birey olmak da öyleydi.
tutarlı bir öznellik de.
ve her sabah kalkıp ölmeyi planlamadan yaşamayı göze almak da.
büyünün hilesi inanca meydan okumak, onu zora sokmak ya da en azından onu tahtından etmektir. büyü kafa karışıklığı ve şüphe yaratarak başarılı olur. büyü fizikle alay eder ve onu ağlatır.
insanın hayatı, gerçekleşme anı şüpheli bir tehlikenin tehdidi altında kalırsa bu hâl gerçekleşeceği kesin bir beladan daha korkunçtur. çünkü insan ne zaman, neye uğrayacağını bilemediğinden bu bilinmezlik içindeki rahatsızlığı daha dayanılmaz olur.