Puan vermedi·204 syf.··
2026 90. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 19:35
Hatice hocamın son kitabı elime ulaştı ve hemen okuyup bitirdim. Bir solukta okunan anı+roman tarzı kitabı yine yeniden merkezine kadın ve kadın olmayı alıyor. Elif üzerinden 'kadın olmak zor' , 'kızlar anasının kaderini yaşar, yaşatır' temalı insanı sorgulamaya iten bir kitap. Günümüz gerçekleri üzerinden Elif'in masalı sizi uzunlar ve oyuklar üzerine düşünmeye itecek. Yer yer masalsı yer yer de şiirsel anlatımlar sayfalar arasında sizi kitaba çekecek. Elif burda bir simgeye dönüşüp bir süre sonra okurken Elif'leri kendi adınızla yer değiştireceksiniz. Çünkü biliyorum hepimiz küçük yada büyük Elif'le benzer travmalara sahibiz. Hocamın eline kalemine sağlık deyip kitabı okumanızı tavsiye ediyorum.
Şizofrenik OyuklarHatice Dökmen · Kibele Yayınları · 20262 okunma
10/10
·420 syf.·
2026 11. kitabı
Aşk kitabına başlarken içimde pek okuma isteği yoktu, biraz mesafeliydim. ama sayfaları çevirdikçe kitap beni içine çekti hatta o satırları okurken "aşka inanmadığını söyleyen ben bile çok aşık olmak istedim" aşkın o dönüştürücü gücünü ben de hissetmek istedim. ama kitabın sonlarına doğru hikaye beni hem üzdü hem de sinir etti. Özellikle Şemsin, Kimyaya yaşattıkları, o yüksek maneviyatın arkasındaki bencil ve sert tutumu içimi acıttı. Diğer yandan Mevlananın eşi Kerraya karşı olan mesafeli davranışı da beni çok sarstı ve sinirlendirdi. Mevlana tıpkı öğrencilerine yaptığı gibi karısına da bir şeyler öğretebilir, onunla da o derin konuları konuşup sohbet edebilirdi. Kitabı okurken Kerranın o dışlanmışlığına ve yalnızlığına çok hak verdim ve onun adına gerçekten çok üzüldüm. Önyargıyla başlayıp elimden düşüremediğim, insanı aşka özendiren ama bir yandan da Şems ve Mevlananın kadınlara karşı tavrıyla buruk ve öfkeli bir tat bırakan, çok farklı bir deneyimdi. (eleştirilerim ve yorumlarım kitapta anlatılan, Elif Şafak'ın kurguladığı Şems ve Mevlana karakterleri için geçerli; tarihteki gerçek kişilikleri için değil.)
AşkElif Şafak · Doğan Kitap · 200976,7bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
İnsan en çok sevdiklerine mi kıyar?
8/10
Elif Şafak’ın İskender’i, okuması kolay ama etkisinden çıkması kolay olmayan kitaplardan biri. Sayfalar ilerledikçe yalnızca bir ailenin hikâyesini değil, nesilden nesile taşınan düşüncelerin, korkuların ve yanlışların da hikâyesini okuyoruz. Romanın merkezinde bir töre cinayeti var gibi görünse de bana göre kitap bundan çok daha fazlasını anlatıyor. Çünkü hiçbir insan bir gün ansızın böyle bir karar vermiyor. O karara giden yol yıllar içinde döşeniyor. Aile içinde söylenen sözlerle, öğretilen doğrularla, kadın ve erkek için çizilen farklı sınırlarla… Kitabı okurken en çok etkilendiğim şey karakterlerin tamamen siyah ya da beyaz olmamasıydı. Kimse bütünüyle iyi ya da bütünüyle kötü değil. Herkes kendi doğrularının, korkularının ve yetiştiği dünyanın içinde hareket ediyor. Bu da karakterleri daha gerçek kılıyor. İskender’e kızdığım yerler oldu, üzüldüğüm yerler oldu. Ama onu yalnızca yaptığı hatalarla değerlendirmek de kolay gelmedi bana. Çünkü Elif Şafak karakterlerini yargılamaktan çok anlamaya çalışıyor. Okuyucuyu da buna davet ediyor. Roman boyunca en çok içimin yandığı kişilerden biri ise Pembe oldu. Bir kadın olarak ondan beklenenler, ona yüklenen sorumluluklar ve kendi hayatı için verdiği mücadele beni derinden etkiledi. Bazen bir insanın en büyük suçu sadece kendi hayatını yaşamak istemekmiş gibi davranılması çok ağır geliyor. Elif Şafak bu kitapta yalnızca bir aileyi anlatmıyor. Göçü, aidiyeti, kadın olmayı, erkek olmayı, anne olmayı ve toplumun bireylerin hayatına ne kadar müdahale edebildiğini de anlatıyor. Londra’da geçen bölümlerle Anadolu’dan taşınan geleneklerin aynı evin içinde nasıl yaşamaya devam ettiğini görmek oldukça çarpıcıydı. İskender, okurken insanı zaman zaman öfkelendiren, zaman zaman hüzünlendiren ama karakterlerine kayıtsız kalmanın
İskenderElif Şafak · Doğan Kitap · 201121,3bin okunma
İnanç ile şüphenin arasında bir kadın…
9/10
·424 syf.··
2026 31. kitabı
Bu kitap bende bir roman okumuş olmaktan çok, uzun bir iç hesaplaşmaya tanıklık etmişim hissi bıraktı. Elif Şafak, bu kez sadece bir hikâye anlatmıyor; inanç, kimlik, aidiyet ve kadın olma hâli üzerine düşündürüyor. Romanın merkezinde Peri var. Ne tam inanabilen ne de tamamen inkâr edebilen bir kadın. Aslında onun yaşadığı ikilemler birçok insanın kendi içinde sessizce taşıdığı soruların yansıması gibi. Bir yanda sorgusuz kabul edenler, diğer yanda her şeyi reddedenler ve ikisinin arasında sıkışıp kalanlar… Peri’nin hikâyesi tam da bu arada kalmışlığın hikâyesi. Kitabın en güçlü yanı karakterleri. Havva, Şirin ve Peri sadece üç genç kadın değil; aynı zamanda farklı dünya görüşlerinin, farklı yaşam biçimlerinin temsilcileri. Aralarındaki dostluk zaman zaman sıcak, zaman zaman yıpratıcı olsa da oldukça gerçek hissettiriyor. Elif Şafak’ın dili yine akıcı ve etkileyici. Özellikle din, inanç ve kimlik üzerine yaptığı sorgulamalar okuyucuyu rahatsız etmeden düşünmeye davet ediyor. Ancak zaman zaman yazarın vermek istediği mesajların hikâyenin önüne geçtiğini hissettiğim bölümler de oldu. Bu nedenle romanın bazı kısımları olay örgüsünden çok fikir tartışması okuyor hissi yaratabiliyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey cevaplar değil, sorular oldu. Belki de yazarın amacı buydu. Çünkü bazı romanlar bir hikâye anlatır, bazıları ise insanın kendi içine dönüp bakmasını sağlar. Havva’nın Üç Kızı benim için ikinci grupta yer aldı. İnanç, aidiyet, kadın kimliği ve farklılıklarla bir arada yaşama üzerine düşündüren romanları sevenler için okunmaya değer bir eser. Ancak hızlı ilerleyen olay örgüsü arayan okurların beklentisini tam olarak karşılamayabilir.
Havva'nın Üç KızıElif Şafak · Doğan Kitap · 201619,1bin okunma
Her haliyle kendisi kalmaya çalışan kadınlara…
9/10
·303 syf.··
2026 33. kitabı
Elif Şafak’ın Siyah Süt’ü diğer kitaplarından biraz farklı. Bir roman değil, daha çok yazarın kendi iç dünyasına açtığı bir pencere gibi. Bu yüzden okurken kurmaca karakterlerden çok gerçek duygularla karşılaşıyoruz. Kitabın merkezinde annelik var gibi görünse de ben kitabı yalnızca annelik üzerine yazılmış bir eser olarak görmedim. Bana göre asıl mesele, bir kadının hayatındaki farklı roller arasında denge kurmaya çalışması. Kadın olmak, eş olmak, anne olmak, üretmek, çalışmak, yazmak… Hepsini aynı anda taşımaya çalışırken insanın kendisine ne kadar yer kalıyor sorusu kitabın her satırında hissediliyor. Kitap boyunca Elif Şafak kendi içindeki farklı sesleri karakterleştirerek anlatıyor. Kimi zaman hırslı, kimi zaman kaygılı, kimi zaman eleştiren, kimi zaman koruyan bu sesler bana oldukça tanıdık geldi. Belki isimleri farklıdır ama sanırım çoğu kadının içinde buna benzer bir kalabalık yaşıyor. Siyah Süt’ü okurken en sevdiğim şey, yazarın kusursuz görünmeye çalışmaması oldu. Korkularını, çelişkilerini ve zorlandığı noktaları açıkça anlatıyor. Bu samimiyet kitabı daha etkileyici hâle getiriyor. Belki de bu kitabı okurken en çok dikkatimi çeken şey, anneliğin ne kadar büyük bir değişim olduğu kadar, insanın o değişimin içinde kendisini kaybetmekten duyduğu korkuydu. Çünkü bazen toplum kadınlardan her şeyi eksiksiz yapmalarını bekliyor. İyi anne olacak, iyi eş olacak, başarılı olacak, güçlü olacak… Ama insan her zaman bu kadar kusursuz olmak zorunda değil. Ben kitabı okurken bazı bölümlerde Elif Şafak’ı değil, çevremdeki birçok kadını gördüm. Hatta zaman zaman kendimden de parçalar buldum. Bu yüzden Siyah Süt benim için yalnızca bir yazarın annelik deneyimini anlattığı bir kitap olmadı. Bir kadının kendi kimliğini koruma çabasının hikâyesi olarak kaldı. Kitabı
Siyah SütElif Şafak · Doğan Kitap · 202411,3bin okunma
Sadece duvarlara değil, hayatlara da sinen kokular…
8/10
·384 syf.··
2026 36. kitabı
Bit Palas, ilk bakışta bir apartmanın hikâyesi gibi görünse de aslında birbirinden çok farklı insanların hayatlarının kesiştiği bir roman. Elif Şafak, sıradan görünen bir binanın kapısını açıp okuru bambaşka dünyalarla tanıştırıyor. Roman boyunca apartmanın sakinlerini tanırken yalnızca onların bugünlerini değil, geçmişlerini de görüyoruz. Her dairenin kapısının ardında ayrı bir hikâye, ayrı bir yalnızlık ve ayrı bir yük var. Bu yönüyle kitap bana, dışarıdan bakıldığında birbirine benzeyen insanların aslında ne kadar farklı hayatlar taşıdığını hatırlattı. Bit Palas’ın en dikkat çekici taraflarından biri atmosferi. Kitabı okurken apartmanın koridorlarında dolaşıyor, o ağır kokuyu hissediyor ve karakterlerle aynı binada yaşıyormuş gibi oluyorsunuz. Her yazar okurunu bir mekânın içine bu kadar kolay çekemiyor. Elif Şafak’ın güçlü kalemi burada kendini açıkça hissettiriyor. Kitaptaki karakterlerin çokluğu ilk başlarda biraz dikkat istese de zamanla bu kalabalığın romana ayrı bir zenginlik kattığını düşündüm. Çünkü kitap tek bir kişinin hikâyesini anlatmak yerine birçok hayatın birbirine değdiği noktaları gösteriyor. Roman boyunca beni en çok etkileyen şeylerden biri de görünmeyen şeylerin ağırlığı oldu. İnsanlar bazen geçmişlerini, pişmanlıklarını ve sırlarını geride bıraktıklarını sanıyorlar. Oysa bazı şeyler tıpkı o apartmanın içine sinen koku gibi kolay kolay kaybolmuyor. Bit Palas, hızlı ilerleyen olaylardan çok karakterleri ve atmosferiyle öne çıkan bir roman. Bu nedenle aksiyon arayan okurlardan çok, insanların hikâyelerini dinlemeyi seven okurlara daha fazla hitap edeceğini düşünüyorum. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey apartmanın kendisi oldu. Çünkü bazen bir bina yalnızca duvarlardan oluşmaz. İçinde yaşayan insanların sevinçlerini, kırgınlıklarını,
Bit PalasElif Şafak · Doğan Kitap · 20234,598 okunma