Elif

Elif
@elifaleph
Kitaptan değil, kitapsızlıktan korkmalıyız..
Öyle hassas bir dengesi vardı ki adaletin, ne eksik ne de fazla ne verirsen aynı şekilde geri ödüyordu sana.
Sayfa 397 - İthaki Yayınları
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Annem suçlu değildi. Hiçbir kadın suçlu olamaz. Suçlu olmak için erkek olmak gerekir.
Sayfa 103 - Metis Yayınları
Artık onuru korumak için büyük paraların gerektiğini, ama büyük paraların onuru yitirmeden kazanılamayacağını öğrenmiştim.
Sayfa 94 - Metis Yayınları
Puan vermedi·72 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
Bir iş toplantısı için Çin’e gelen Fransız bir iş adamının yolu, Grand Otel’in tuvalet görevlisi Bayan Ming’le kesişir İlk bakışta sıradan görünen bu karşılaşma, kısa sürede beklenmedik bir bağa dönüşür. Çünkü Bayan Ming yalnızca otelin yaşlı çalışanı değil, kurduğu her cümlesiyle bilgelik taşıyan bir kadındır. Fransız adam, onun on çocuğu olduğuna dair anlattıklarına başından beri kuşkuyla yaklaşır. Çünkü Çin’in tek çocuk politikası düşünüldüğünde buna inanmak mümkün değildir. Ama yine de kendini o hikâyelerden uzaklaştıramaz. Ve her toplantı arasında soluğu Bayan Ming'in yanında alır. Bu bilge kadını dinledikçe yalnızca anlattığı hayatlara değil, kendi yaşamına ve geleceğine de artık daha başka gözle bakmaya başlar. “Bir insan kendini ayakta tutan yalandan yoksun bırakılırsa çöker.”  Roman,  gerçekle kurulan hayaller arasında dolaşırken insanın kendisine tutunabilmesi için kurduğu dünyayı da sorgulatıyor. Bayan Ming’in bilgeliği, anlattıkları ve Fransız iş adamında bıraktığı iz, okuru da muazzam bir yolculuğa dahil ediyor. Katman katman açılan, düşündürdükçe derinleşen, tadı damakta kalanlardandı.Gönülden tavsiyemdir. Bayan Ming'in Hiç Olmayan On Çocuğu Eric Emmanuel Schmitt
Edebiyat
Bayan Ming'in Hiç Olmayan On ÇocuğuEric Emmanuel Schmitt · Doğan Kitap · 20257,5bin okunma
Puan vermedi·48 syf.··
2026 20. kitabı
Türk edebiyatının ilk köy romanıdır "Karabibik". Nabizâde Nâzım’ın çok kısa süren ömrüne rağmen ardında böylesine kıymetli bir eser bırakmış olması çok etkileyici. 1889 yılında Antalya’nın Temre köyünde geçen (bugünkü Demre) hikâyede, yoksullukla, geçim derdiyle ve toprak mücadelesiyle boğuşan Karabibik’in yaşamına tanıklık ediyoruz. Eşini, kızı Huri’nin doğumundan kısa süre sonra tifo hummasından kaybeden Karabibik’in Huri’yi tek başına büyütme çabası; borç arayışları, bir öküz sahibi olma isteği ve köylünün çaresizliği üzerinden dönemin gerçekliği oldukça doğal bir şekilde yansıtılmış. Huri’nin doğumuyla birlikte yaşanan bu kayıp ise anlatının hüznünü daha bir derinleştirmiş. O dönemde Temre’nin ticaret merkezi oluşu, bölgede yaşayan Hristiyan ve Ermeni halkın varlığı, köylünün faizle borç verenlere mecbur kalışı gibi ayrıntılar ve karakterlerin konuşmaları ve doğallığı ise kitaba ayrı bir güzellik katmış. Salon Klasikleri dizisinden çıkan bu baskının günümüz Türkçesiyle hazırlanmış olması okumayı oldukça kolaylaştırmış tabii. Kitabı Osmanlıca’dan çeviren Mustafa Kemal Özden, sadeleştiren ise Mehmet Ali Bayındır imzasını taşıyor.  Salon Yayınları'nın böyle önemli bir eseri bugünün okuruna anlaşılır şekilde ulaştırılması gerçekten kıymetli. Benim için geç kalınmış ama keyifle okuduğum, ince hacmine rağmen epey düşündüren bir eser oldu Karabibik. Sade kapağı ise konuyla oldukça ilintili. Karabibik Nabizade Nazım
KarabibikNabizade Nazım · Salon Yayınları · 201911,9bin okunma