Artık çocuk olmadığımı biliyordum, ama 'yetişkin' de değildim. Çocukluğun neşeli umursamazlığı ve yetişkinliğin acısı ve hayal kırıklığı arasında asılı kalmıştım.
“Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?”
“Yavaş yavaş uyanıyordum sanki uykumdan ve rüya değil de gerçek olduğunu fark ediyorum yaşadıklarımın. Hani çok sevdiğiniz biri öldüğünde o ilk gece uykuya direnir ama karşı koymaz uyursunuz ya ve kısacık bir süre sonra büyük bir kalp ağrısıyla uyanırsınız, tam olarak uykuyla uyanıklık arasında geçen o kısacık zamanda rüya zannedersiniz yaşadıklarınızı. İşte öyle bir şeydi o giderken ardından kalan benliğimin hissettiği.”