Martin Eden, hayatı denizlerde ve hayatın zorluklarına göğüs gererek geçmiş bir gençtir. Hayatı yaşamayı, içinden geleni yapmayı ve kendini kaba ve eğitimsiz de olsa olduğu haliyle kabul etmekten şimdiye kadar hiç korkmamıştır. Hayattan ve onu yaşamaktan hiç korkmamıştır.
Ta ki Ruth'la tanışana kadar. Ruth, İngiliz edebiyatı mezunu 'üst düzey' bir ailenin kızıdır. Onun yanında kendini eğitimsiz ve cahil gören Martin, kendini geliştirmek için çok çaba sarf eder. Kütüphanelerden çıkmaz hale gelir, görgü kurallarını öğrenir. Amacı ve tüm bu yaptıkları Ruth'a ve ailesine layık olup onunla evlenmektir.
Kitaplarla iç içe olan Martin'in içi şimdiye kadar gördüğü hayatı ve yaşadıklarını yazma ihtiyacıyla tutuşur. Sürekli okur, yeni şeyler öğrenir ve bunları yaşadıklarıyla kendi süzgecinden geçirip kendi düşünce yapısını oluşturur. Bir süre sonra Martin, ulaşmak istediği ve aklında yüce konuma koyduğu aristokrasi sınıfının aslında kendinden daha aşağıda olduklarını görür. Çünkü, bu insanlar kendilerini gerçek hayattan soyutlayıp gerçekliği inkar ediyor ve kendi kurdukları yalan bir alemde kendilerininin kültürlü olduklarıyla övünüyorlardır. Oysa bu insanların özgün tek bir düşüncelerinin olmadıklarını, şimdiye kadar daha fazla paraya, daha iyi bir işe sahip olmak adına toplumun kurallarının dışında hiçbir şey yapmadıklarını, hayattan korktuklarını görür. Sürekli daha çok çalışıp daha iyi bir maaş almaya uğraşan bu sınıfın insanları onu anlamazlar. Ruth ve ailesi de bu sınıf içerisindedir ve Martin'in yazarlığı bırakıp daha iyi bir iş, itibarı olan bir iş bulmasını istemektedirler. Ruth en sonunda, yazıları dergilerden kabul almayan ve açlıkla boğuşan Martin'i de en sonunda terk eder. Fakat Martin yazmaktan, kendine inanmaktan ve içindekileri kağıda dökmekten parasızlıktan aç