Martı Jonathan Livingston, sürüsündeki martılardan farklıydı. Onun için uçmak; yemek bulmak için doğuştan gelen bir kabiliyetten fazlasıydı. Uçmak, özgürlüktü, tutkuydu, kendi içindeki yaşam amacıydı, kısaca kendi olmaktı. Bu nedenle kendi sınırlarını aşmak için çok çalışarak, uçarken akrobasi yapmaya, taklalar atmaya, yüksekten kendini bırakıp pike yapmayı başardı.
Ne yazık ki kendisi olmanın ve tutkularının peşinden gitmenin bir bedeli vardı. Sürüsündeki martılara göre onun yaptığı anlamsız ve saçmaydı. Uçmak, ancak yiyecek bulmak amaçlı yapılıyorsa değerliydi. Bu nedenle Jonathan'ı anlamadılar, dışladılar ve onu sürüden attılar.
'' En yüksek uçan martı en uzağı görendir.''
Dışlanan Jonathan, onun gibi, sürüden farklı olan martıların olduğu bir yere gitti. Orada, Chiang adındaki hocası onun kendi sınırlarını, zaman ve mekanı aşmasına yardı. etti. Jonathan artık istediği zaman istediği yerde olabiliyordu. Orada bulunan bilgiye aç öğrencilerine de bir süre hocalık yaptı.
Fakat içini bir şey kemiriyordu Jonathan'ın. Ayrıldığı sürüsünde de onun gibi olan, gerçekten uçmak isteyen genç martıları düşünüyordu. Onlara yol göstermek, sınırlarını aşmalarına yardım etmek istiyordu. İçinde tüm martılara karşı bir sevgi vardı. Dış görünüşe değil öze odaklanıyordu ve her martının içindeki potansiyeli bulup kendini gerçekleştirmesini istiyordu.
'' Sevgili Fletch! Gözlerinle gördüklerine inanma. Dış görünüştür onlar yalnızca, sınırlıdır. Kavrayışınla bak, öğrendiklerinin bilincine var, ve böylece uçmanın yolunu bulacaksın. ''
Jonathan ne olursa olsun öğrendiklerini, sürüsüne de gösterme isteğiyle yanıp tutuşuyordu. Sadece kendi sürüsüne de değil başka sürülere, kendini yalnız hisseden tüm dışlanmış martılara... Onlara, hayatın yiyecek bulmak, avlanmak, kavga etmek ve sürü