Tanrım bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için sükunet, değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için cesaret ve her zaman aradaki farkı anlamak için akıl bahşet.
Dünyanın öbür ucuna yürüsem de kasabalar kasaba, şehirler şehir, insanlar insandı. Ve bunca aynılığa rağmen, insanlar hep, insanlar daima, insanlar her yerde yalnızdı.
Dünya böyle bir yerdi; kendine mahsus bir hayal kuramayanlar, başkasının hayali olma ya da başkasının hayalini gerçek kılma peşindeydi. Bütün hayallerin kırılmak üzere kurulduğunu bilmez gibi.
Bilmiyordum, belki de hayat tam da böyle bir şeydi. Çoktan tükenmiş ve ulaşılmaz. Suretine bakıp varlığına inanmaya çalıştığımız, aslında artık orada, uzakta bir yerde bile olmayan, kimisi için hiç başlamamış ve kimisi için de çoktan
bitmiş, büyülü, muhteşem bir şey. Korkunç kederli bir şey!
Kuşun uçması, tohumun filizlenmesi, güneşin doğması gibi kendiliğinden bir insiyakla yaşayıverdiğimiz, basit ve görkemli, doğal ve mucizevi bir şey. Sevdiğini söylemeye, sevildiğini işitmeye bile lüzum duymadan, beklemeden, ummadan, borçlanmadan, alacak defterine yazmadan, hesap kitap yapmadan, sırf içinden öylesi geldiği ve elinden de başka türlüsü gelmediği için sevivermek birini.