Zeynep Savcı

Zeynep Savcı
@elifzeyneps_
Kitap anlatmayı da okumak kadar seven bir kitap tutkunu İncelemelerimi yazdığım instagram hesabımı da takip etmeyi unutmayınn= @birnotabirkitap
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi
Ankara
20 okur puanı
Temmuz 2020 tarihinde katıldı
İnceleme
8/10
·126 syf.··
Beğendi
·
2022 2. kitabı
Tarihte birçok defa kitapların yasaklandığına tanıklık etmişizdir, bu belli gerekçelerle bir kitabın yasaklanması şeklinde de olmuştur direkt kitap okumanın yasaklanması şeklinde de… Bugünki konumuz ise insanların üzerinde bıraktığı tesir nedeniyle “salgın” olarak anılmış ve bazı ülkelerde yasaklanmış bir kitap: Genç Werther’in Acıları . Werther günlük hayatın keşmekeşinden kaçıp sakin kırsal kesime gelmiş, zengin bir hukuk stajyeridir. Bir ressamdır da aynı zamanda, tıpkı Goethe’nin kendisi gibi. Kitap Werther’in yakın arkadaşı Willhelm’ e yazdığı mektuplardan oluşuyor, bu mektuplar yaşadığı yerin güzelliğinden, günlük hayatını nasıl geçirdiğinden, nelere tanıklık ettiğinden oluşurken bir anda içeriği değişmeye başlıyor, aşık oluyor çünkü Werther. Üstelik imkansız da bir aşk çünkü Lotte ismindeki bu kadın nişanlı, tıpkı Goethe’nin hukuk stajyerliği yaparken Charlotte ismindeki nişanlı bir kadına aşık olup çok acı çektiğini söylemesi gibi. Bu aşkla beraber kitap boyunca akıl ve kalp, aşk ve ahlak, doğru ve yanlış çok fazla çatışmaya başlıyor. Biz de Werther’in bu çatışmada sürüklenişini okuyoruz. . Kitabın en etkileyici özelliği mektuplardan oluşması sanırım, mektup okumak insanın gerçeklik algısını çok fazla bulandırıyor ve daha çok etkileniyor bence okuduklarından, çok özel ve gerçek bir ana izinsiz tanık olmak gibi. Bu kitapta da genç bir erkeğin coşkulu ruh hallerinden depresyona ve sonrasında ağır bir depresyona sürüklenişine tanıklık ediyoruz. . 25 yaşındayken yazıyor Genç Werther’in Acıları’nı Goethe. O dönem Werther’in romantikliğinden ve coşkusundan çok etkilenen bir çok Avrupalı erkek onun gibi giyinmeye başlıyor ve bu yüzden bir dönem Werther’in giysilerini diktirmek bile yasaklanıyor. Werther’in ünü , Goethe’nin o kadar üzerine yapışıyor ki kitaptan nefret
Edebiyat
Genç Werther'in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024150,2bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Cennetin Doğusu
9/10
·656 syf.··
Beğendi
·
2022 1. kitabı
“Çocuk sorabilir: “Dünyanın hikayesi ne?” Yetişkin adam veya kadın merak edebilir: “Dünya nereye gidecek? Sonu nasıl bitecek, bu arada yeri gelmişken, hikaye neydi?” . Nobel ödüllü bir yazarın, bir kitabı için “Bugüne kadar yazdıklarım, bu kitap için bir hazırlık niteliğindeydi.” demesi o kitap için oluşturulabilecek en büyük beklenti kaynağı değil de nedir? Üstelik biraz tehlikeli de belki bunu söylemek, beklenti arttıkça hayal kırıklığı ihtimali de artar çünkü. John Steinbeck, Cennet’in Doğusu kitabı için bu cümleyi kullanmış, kitabı elime aldığımda ne beklediğimi de ne beklemem gerektiğini de bilmiyordum bu yüzden. Çok fazla şey buldum ama, bunu söyleyebilirim. . Salinas Vadisi’nde yolları ve bir bakıma kaderleri kesişen Hamilton ve Trask aileleri üzerinden ilerliyor hikaye. Kitabın başında yeni doğan bir bebeğin torunuyla bile tanışıyoruz roman süresince, daha önce karakter evrilmelerine hiç bu kadar iyi tanık olmamıştım. Karakterlerin hepsi çok derinlikli ve hepsi doğuyor, büyüyor, yaşlanıyor. Üstelik tüm karakterler Steinbeck’in kendi hayatından aldığı ve romana yerleştirdiği insanlar aslında, belki de o yüzden bu kadar müthiş incelenmişlerdi. Kitabın konusunu da insanlık tarihiyle beraber varolmuş en temel yapıtaşlarımız oluşturuyor: iyilik ve kötülük. . Yeryüzündeki ilk cinayeti, kardeşi Habil’i kıskandığı için onu öldüren Kabil’ in işlediği söylenir. Kitap Kabil ve Habil’in hikayesiyle başlıyor ve kitabın sonuna kadar da devamlı önümüze çıkmaya devam ediyor bu hikaye. Karşımıza devamlı çıkan bir diğer şey de Timşel kelimesi, yani “yapabilirsin”. Kabil günaha hükmedebilir miydi yoksa kötü olarak doğmak seçim yapmayı engeller mi? Mutlak iyi ve mutlak kötü var mıdır ve mutlak kötü olarak tabir edilebilecek insanların soyundan gelenler iyiyi seçebilir mi? Yani
Edebiyat
Cennetin DoğusuJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 201711,5bin okunma
9/10
·279 syf.··
Beğendi
·
2021 2. kitabı
Pınar Sabancı’nın kitap kulübü aracılığıyla keşfettiğim ve ufkumu genişlettiğini düşündüğüm bir kitap oldu Cehenneme Övgü. Yazar bu kitabında, günlük hayatımızdaki totalitarizmi eleştiriyor ve bunu sanki iki arkadaş dertleşiyormuş gibi oldukça yalın bir dille yapıyor, çok güçlü bir sistem eleştirisi ortaya koyuyor. Yazara katıldığım, hak verdiğim yerler olduğu gibi zıt düştüğüm, katılmadığım yerler de oldu. Ama bence kitabın güzel tarafı katılmanın ya da katılmamanın önemli olmaması. O kadar çok şeyi sorgulamadan kabul ettiğimizi, öyle yaşamaya alıştığımızı fark ettim ki okurken... Yaşamaya alıştığımız andan itibaren robotlaştığımızı, eylemlerimizi, seçimlerimizi, özgürlüğümüzü, sözcüklerimizi hiç düşünmediğimizi ve “an” larda kaybolduğumuzu gördüm. Kitap bu konuda insanı oldukça düşünmeye ve zihnini açmaya itiyor. Yazara katılmadığım noktalar da burada önemini yitiriyor zaten, bana öyle diretildiği ya da öyle alıştığım için değil, edindiğim bilgileri kendi süzgecimden geçirdiğim için katılmadım katılmadığım her ne varsa. Yazarın istediği de bu zaten, sorgulamak, gözünü açmak, farkına varmak, üstüne düşünmek... İşin enteresan tarafı kitabın neredeyse 40 yıl önce yazılmış olması, daha teknoloji bu kadar gelişmeden fotoğraf makinelerinin hayatımızı nasıl ele geçirdiğini, her gün maruz kaldığımız haber bombardımanı yüzünden gerçek haberleri nasıl gözden kaçırdığımızı, belleğimizin nasıl zayıfladığını 40 yıl önce görüp eleştirmiş ve bu kadar zaman sonra biz yeni yeni farkına varıyoruz. Kesinlikle herkesin okuması gereken, hatta bence birden fazla kez okunması gereken müthiş bir kitap. Okurken elinizden kağıt kaleminizi düşüremeyeceğinizden çok eminim. Her bir cümlesi altı çizilecek nitelikteydi.
Edebiyat
Cehenneme ÖvgüGündüz Vassaf · İletişim Yayınları · 202512,9bin okunma
10/10
·432 syf.··
Beğendi
·
2020 29. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 29 Aralık 2020 19:07
Lou Salomé adındaki bir kadın, oldukça küstah sayılabilecek bir tavırla, dönemin en ünlü doktorlarından birisi olan Doktor Breuer’i bir arkadaşını tedavi etmesi konusunda ikna etmeye çalışır ama o kadar imkansızdır ki bu talebi... Bu kişi yardım alma konusunda çok gururludur, bu nedenle doktor onu tedavi ederken tedavi edildiğini bile anlamamalıdır. Bu yüzden doktor, sınırlarını aşıp denenmemiş yaklaşımlarla tedavisini yapmaya çalışmalıdır. Bu inatçı hasta Nietzsche’dir ve Lou Salomé’ ye göre eğer Breuer yardım etmezse felsefe dünyası büyük bir kayıpla yüzleşecektir. Breuer hastasına yardım etmeye çalışmak için değişik yollar denerken bir anda kendisini umutsuzluk hastalığıyla yüzleşen biri olarak hasta koltuğunda, Nietzsche’yi de doktor koltuğunda bulur ve satranç karşılaşmalarını aratmayan stratejik bir mücadele ve kendi içlerine dönüş yolculukları başlamış olur. Olağanüstü bir kitabın incelemesiyle geldim bugün. Salomé’den Nietzsche’ye, Breuer’den Freud’e, döneme bir şekilde damgasını vurmuş ya da vuracak insanları çok dahiyâne bir şekilde bir araya getirmiş Yalom ve bunu çok akıcı, çok gündelik bir anlatımla yapmış. Okumaya başlarken ne bu kadar seveceğimi düşünmüştüm ne de bende bu kadar büyük bir etki yaratacağını... İnsana kendisini, seçimlerini, yaşadığı hayatı, mutluluğu, sorumluluklarını çok fazla sorgulatan bir kitap. Hala cevap bulamadığım çok fazla soru oluştu kafamda kendimle ilgili, bazı bölümlerinde kendimi düşünmekten yorulur bir halde buldum. Kitabı bitirdiğimdeyse bir boşluğa düştüm, bitmemesini bu kadar içten istediğim başka bir kitap oldu mu hatırlamıyorum. Kesinlikle çok güçlü ve insanı tesiri altına alan bir eser. İnsanda birçok konuyu tartışma ihtiyacı uyandırıyor, benimle beraber kitabı okuyup bu konuda bana yardımcı olan arkadaşımla kitap
Edebiyat
Nietzsche AğladığındaIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 202470bin okunma
10/10
·516 syf.··
2020 27. kitabı
·
49 günde okudu
·
Okunma: 04 Kasım 2020 11:25
“Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.” satırlarıyla başlıyor Kemal hikayesini anlatmaya. Bir kitaba daha ilk sayfasında bağlanabilir misiniz? İlk cümlesiyle beni içine çeken, ilk paragrafını bitirdiğimde “Ben bu kitabı okumalıyım.” deyip hiç şüpheye düşmeden kalınlığına rağmen bir çırpıda okuduğum bir roman oldu Masumiyet Müzesi. Oldukça etkileyiciydi, kesinlikle herkesin okumasını ve deneyimlemesini isteyeceğim ve önereceğim bir eser. Roman birinci şahsın ağzından, Kemal’in ağzından anlatılıyor. Bu anlatımın kitabın büyüsünde o kadar büyük bir etkisi var ki... Bu kadar iyi betimlenen bir aşka daha önce hiç denk gelmemiştim. Çektiği acının bedeninin nerelerine yayıldığını, mutluluğu en çok nerede hissettiğini, kıskançlıktan gözü döndüğünde sebep olmayı düşlediği vahşet anlarını ama dışarıdan tepkisiz gözükmenin onda sebep olduğu ızdırapları o kadar güzel anlatıyor ki Kemal, bir eşyayla özlem gidermeye çalışacak kadar sevmenin ne demek olduğunu göstermeye çalışırcasına aşkını amacı haline getiriyor. Hem saf hem tutkulu, hem bencil hem düşünceli bir aşk onunki. Bir de diğer aşığımız var, Füsun. Onu Kemal kadar iyi tanıyamadığım için bazen onu kullandığını düşündüm bazense delicesine ve çocukça aşık olduğunu, bazen ona kızdım bazen de ona kıyamadım ama ne hissedersem hissedeyim onu çok da anlayamadım. Sanırım Füsun’un gerçek hislerini yorumlamak biraz da okuyucuya bırakılmış. Betimlemelerin, anlatımın akıcılığının yanında muhteşem bir dönem incelemesi de sunmuş Orhan Pamuk bu kitabında. 70’lerde yaşayan burjuvanın modernleşme çabalarını, sadece yüksek gelirli insanlar arasında göz ardı edilmeye çalışılan ama kız düşük gelirli bir aileden geliyorsa yerden yere vurulmasına sebep olan bekaret algısını, din olgusunu, değişen İstanbul’ u ve insanların ilişkilerini ince
Edebiyat
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,5bin okunma