Yamankalay Mahallesi, yokuş yolları, günde on ekmek tüketen evleri, başkasının derdine musallat olan insanlarıyla çok kapılı koca bir evidir muhitin. Sağa sola giden esnaf eşiğe koyduğu sandalyeyle kitler kapısını.
İnsanlar hayatta kalmaya hakları olduğuna inanır. Hatta daha da ötesi, dinler ve anayasalar başta olmak üzere hemen her yerdeki kanunlar da böyle söyler ama o bunu böyle görmüyordu. İnsan, kendisinin inşa etmediği ve kazanmadığı bir şeyde nasıl hak sahibi olabilir?' derdi. Doğmadı, daha önce dünyaya gelmedi ya da daima dünyada var olmadı diye şikâyet edemediği gibi, ölmekten ötürü de şikâyet etmemeli.
İnsan bir şeyi uzunca müddet arzulamayagörsün ondan vazgeçmesi çok zor olabilir, demek istediğim, onu artık arzulamadığını ya da başka bir şey tercih ettiğini kabul etmesi... Bekleyiş bu arzuyu besler ve büyütür, bekleyiş beklenen şey için biriktirme vazifesi görür, onu katılaştırıp taşlaştırır ve derken yıllarımızı bir işaret gelsin diye beklemekle heba ettiğimizi kabullenmeye yanaşmayız, nihayet o işaret geldiğindeyse artık bizi ayartmayan ya da güvensizlik duyduğumuz, gecikmiş çağrısına karşılık vermekte sonsuz bir atalet hissederiz, belki de harekete geçmek işimize gelmediğinden. İnsan bir türlü belirmeyen fırsatın beklentisiyle yaşamaya alışır, derinlerde sakin, korunaklı ve edilgendir, derinlerde onun geleceğine dair inançsızlık vardır.