Ben pek beğenmedim arkadaşlar,sadece sonu iyi ama bu kadar sayfa sįrf sonu için okunurmu bilemiyorum?Size kalmış bir şey ama bence gerek yok yani zaman kaybı olarak görüyorum.
> Uzun bir aradan sonra, yine bir inceleme ile merhaba demek isterim siz sevgili okurlara. Tabi beni bilen ve tanıyanlarınızın, bu satırları okumaya başlamadan önce, incelemenin uzunluğuna bakacağına da adım gibi eminim. Artık kalemin ve hayalimin gücü ne verdiyse diyelim ve yavaş yavaş konuya girelim derim. Bugün Madeline Miller’in kaleminden okumuş olduğum Ben, Kirke adlı bu güzel romanı elimden geldiği, kaleminin mürekkebinin yettiği kadar anlatmaya çalışacağım desem de, siz bana inanmayın. Çünkü artık günümüz çağında kalemin yerini bilgisayarların ve klavyelerin aldığını hepimiz çok iyi biliyoruz. O zaman bize: ‘Klavyemiz sağlam, enerjimiz bol olsun’ demek kalıyor.
> Olympos’un mitolojik tanrılarının efsanevi dünyasını bir Homeros destansılığında biz okurlara aktaran bu romanın etkileşimine kapılmamak zor olsa gerek. Kitapta, mitolojik hareketin başladığı, atmosferinin çok sıra dışı olduğu bir ortamı temsil eden bu özel yer – Titanlardan Okeanos'un Nymphler tarafından doldurulmuş su dolu sarayı – bile beni bir okur olarak hemen yakaladı diyebilirim.
❝Tanrı olmak ve hiçbir yara bere almamak harika bir şeydir herhalde.❞ #54885206
> Kirke, öyle bildiğimiz bir su perisi değildir. Kitabın ilk giriş sayfalarından birisinde; ❝Ben doğduğumda, olduğum şeyin bir ismi yoktu.❞ ‘#54828187’ diyerek, başlangıçta kendisi ifade edemez, açıklayamaz. Daha doğduğu andan itibaren onun varlığına kayıtsız kalan, ondan hoşnut olmayan annesi Perse ve babası Helios’u ile tanışırız. Kirke’nin sarıgözlerinin farklılığından ve konuşurken tanrılar katında alay konusu olan, insana benzeyen sesinden dolayı sürekli dışlanması ve hatta en yakınları olan, kendi ailesi tarafından
> Uzun bir aradan sonra, yine bir inceleme ile merhaba demek isterim siz sevgili okurlara. Tabi beni bilen ve tanıyanlarınızın, bu satırları okumaya başlamadan önce, incelemenin uzunluğuna bakacağına da adım gibi eminim. Artık kalemin ve hayalimin gücü ne verdiyse diyelim ve yavaş yavaş konuya girelim derim. Bugün Madeline Miller’in kaleminden okumuş olduğum Ben, Kirke adlı bu güzel romanı elimden geldiği, kaleminin mürekkebinin yettiği kadar anlatmaya çalışacağım desem de, siz bana inanmayın. Çünkü artık günümüz çağında kalemin yerini bilgisayarların ve klavyelerin aldığını hepimiz çok iyi biliyoruz. O zaman bize: ‘Klavyemiz sağlam, enerjimiz bol olsun’ demek kalıyor.
> Olympos’un mitolojik tanrılarının efsanevi dünyasını bir Homeros destansılığında biz okurlara aktaran bu romanın etkileşimine kapılmamak zor olsa gerek. Kitapta, mitolojik hareketin başladığı, atmosferinin çok sıra dışı olduğu bir ortamı temsil eden bu özel yer – Titanlardan Okeanos'un Nymphler tarafından doldurulmuş su dolu sarayı – bile beni bir okur olarak hemen yakaladı diyebilirim.
❝Tanrı olmak ve hiçbir yara bere almamak harika bir şeydir herhalde.❞ #54885206
> Kirke, öyle bildiğimiz bir su perisi değildir. Kitabın ilk giriş sayfalarından birisinde; ❝Ben doğduğumda, olduğum şeyin bir ismi yoktu.❞ ‘#54828187’ diyerek, başlangıçta kendisi ifade edemez, açıklayamaz. Daha doğduğu andan itibaren onun varlığına kayıtsız kalan, ondan hoşnut olmayan annesi Perse ve babası Helios’u ile tanışırız. Kirke’nin sarıgözlerinin farklılığından ve konuşurken tanrılar katında alay konusu olan, insana benzeyen sesinden dolayı sürekli dışlanması ve hatta en yakınları olan, kendi ailesi tarafından