İnsanları nasıl bir geleceğin beklediğini yaşamı boyunca kaygı edinmiş olan İngiliz yazar #HGWells ‘in edebiyatta bilimkurgu türüne öncülük etmiş romanlarından biri #ZamanMakinesi .
Zaman Gezgini, kendi buluşu olan Zaman Makinesi'ne biner ve Sekiz Yüz İki Bin Yedi Yüz Bir yılına gider. Dönüşünde, dönemin, Büyük Britanya’nın Victoria çağının son döneminin entelektüel kesimlerinden (bir hekim, bir yayın yönetmeni, bir gazeteci, bir ruhbilimci, vb.) bir kesit oluşturan dost meclisinde, Sekiz Yüz İki Bin Yedi Yüz Bir yılında ve daha da ötesinde görmüş, yaşamış olduklarını ayrıntılarıyla anlatarak Zaman Makinesi adını verdiği icadının gerçekliğini kanıtlamaya çalışacaktır...
Misafirlerini önce bir maket ile yaşanacaklara hazırlayan bir konuşma yapar. Daha sonra onları bir yemeğe davet eder ve herkes toparlanana kadar kısa bir sürede sekiz gün yaşadığı zamanda yolculuğa çıkar. Geri döndüğünde bir savaştan gelmiş gibidir. Ama buluşu paha biçilemezdir.
Evet, Zaman Gezgini'nin zamanda yolculuğa çıktığını ileri sürdüğü Zaman Makinesi, kitabın altbaşlığında da vurgulandığı gibi, her şeyden önce bir "buluş", bir "icat" tır;
teknolojik uğraşların büyük bir atılım yaptığı, irili ufaklı icatların birbiriyle yarıştığı bir çağda, bir yerden başka bir yere gitmek için değil, bir zamandan başka bir zamana, şimdiden geleceğe gitmek için yapılmış bir buluş.
Açık bir araziye pat diye düştükten sonra onu görüp merakla yanına gelen Eloi’ler ile uzun bir zaman geçirdi gezgin. Etrafı keşfe çıkmak için makineyi başıboş bıraktı ve geri döndüğünde yerinde yoktu. Biri saklamış olmalıydı. Çok uğraşsa da Eloi’ler değildi makineyi alan, anlamıştı. Peki ama kim? Kim, kimdi hadi açıklayayım. Eloi’ler olarak bahsedilen tür; geleceğin insanları aynı giysiler giyen, cinsiyet farklılıklarını birbirinden