Fransa’da, küçücük bir masum kız çocuğunun doğduğu andan itibaren, anne ve babasının psikolojik ve fiziksel şiddetine nasıl maruz kaldığını anlatan kısacık, gerçek bir roman. Açıkçası, kitap her satırında beni çok öfkelendirdi. Minicik masum bir çocuğun hissettiklerini ben de hissettim, bazı sayfalarda bu kadar mı vahşileşebilir insanlar diye sorguladım.Fiziksel şiddete maruz kalmasını gösteren onlarca emare olmasına rağmen yetkililerin buna kör kalmasına ayrıca öfke duydum. Ortada koca bi istismar olduğu aşikar keza anne ve baba oyunculuklarıyla yetkilileri bir şekilde öyle olmadığına ikna edebiliyor. Sonradan durumun ciddiyetini anlasalar da ne yazık ki
“Geç gelen adalet adalet değildir” sözünün vücut bulmuş halini hissediyorsunuz kitabın son satırlarında. Nedense hep iş işten geçtikten sonra bir şeylerin ciddiyetini idrak ediyoruz. Keşke şu dünyada çocuklar acı çekmese, keşke onlara daha iyi bi dünya sunabilsek... Keşke çocukları koşulsuz bir sevgi içinde büyütbilecek idrağa sahip yetişkinler anne baba olabilse.. Diana gibi acı çektim, kimsesizliğini içimde hissettim. Gerçekten çok etkileyici bir kitap hala etkisinden çıkamıyorum, keşke herkes ilahi ve adil bir anne baba olabilse. Her sayfasında biraz daha içim sızladı, biraz daha sustum. Bir çocuğun duyulmayan sesine tanıklık etmek kolay değildi. İnsanın kalbine dokunan, düşündüren ve iz bırakan bir kitap. Mutlaka okunmalı.