Cananını Kasteder
Bağda gülden bahseden yanağını kasdeder Serviden söz açanlar endamını kasdeder Dilbere vasıl olmak dar-ı dünyadan murad Aşık aşkın derdi ile dermanını kasdeder Bu fani dünya için değmez kuru kavgaya Ecel ki bu dünyanın ziyanını kasdeder Yıldızlardan yücedir gözyaşı eşiğinde Bu bulutlar ahımın dumanını kasdeder Ey Avni beyti bozma bahsi ağyar eyleyip Şiir o ki sadece cananını kasdeder Bu fani dünya için değmez kuru kavgaya Ecel ki bu dünyanın ziyanını kasdeder Gözümden akan yaş mıdır kan mıdır Lebun yadına lal-u mercan mıdır Gönülde ne var ise faş etti göz Seni sevdiğim yar pinhan mıdır Gözüm ile derya nice bahseder Gözüm gibi ol gevher efşan mıdır Gönül ızdırap ile oldu helak Gelin görün ol afeti can mıdır
Şiir
Emel kadar uzak, Ecel kadar yakın, Bu ikisi arası kader.. Ve insan; Kader kadar sır.. Fikir İşçisi
Tefekkürüm

Fikir İşçisi

@okuyanmutefekkir
·
Efendimiz (sav) bir gün ashab-ı kirâmın yanına geldiğinde, sağ elinde bir taş, sol elinde bir taş varmış. Taşlardan birini uzağa atmış, diğer taşı da ayakucuna koymuş ve beklemeye başlamış. Ashab-ı kirâm, arif insanlar, anlamışlar ki Peygamberimiz bir mesaj verecek, sormuşlar: "Uzağa attığınız taş nedir? Ayakucunuza koyduğunuz taş nedir Ya Resulallah?" Peygamberimiz buyurmuş ki: "Uzağa attığım taş, insanın bir müddet sonra, bir an sonra yapmayı düşündüğü, planladığı şeydir, o insanın emelidir, emeli." "Ayakucunuza koyduğunuz taş nedir?" diye sorduklarında Efendimiz (sav) buyurmuş ki: "O da insanın ecelidir, eceli." (Tirmizi, Emsal 7) Ve başka bir vesi- leyle Efendimiz (sav) eklemiş: "Bir insana eceli ayakkabı bağı kadar yakındır ve bir insana cennet, bir insana cehennem ayakkabı bağı kadar yakındır."
Sayfa 164 - (Buhari, Tecrid-i Sarih, 12/95)·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
GAZZELİLER MÜSLÜMANSA BİZ NEYİZ?
Okuyanlar bilir. Bediüzzaman Said Nursî'nin gönlünde İşaratü'l İ'caz'ın bambaşka bir yeri vardır. Sonradan satırlarına dokunmaya çekindiğini zikreder mesela. Neden? Bir müellif kendi satırlarına dokunmaya neden çekinir? Çünkü cephede yazılmıştır. Her ân ölümün muhtemel olduğu bir mevkide tefekkür edilmiştir. Yeni Said bile, Eski Said'e dair bütün pişmanlıklarına rağmen, bu ihlâsına hürmet gösterir: "Evet, tashihe muhtaç yerleri vardır; fakat hatt-ı harpte, büyük bir ihlâsla, şehidler arasında yazılıp giydirilen o yırtık ibarelerin tebdiline (şehidlerin kan ve elbiselerinin tebdiline cevaz verilmediği gibi) cevaz veremedim ve kalbim razı olmadı. Şimdi de razı değildir; çünkü o zamandaki ihlâs ve hulûsu şimdi bulamıyorum." Bu kanaatini Tenbih'inde tekrar be tekrar da ifade eder: "Fakat şimdi ise Yeni Said nazarıyla mütalâa ettim: Elhak, Eski Said'in bütün hatiatıyla beraber, şu tefsirdeki tetkikat-ı âliyesi, onun bir şaheseridir. Yazıldığı vakit daima şehid olmaya hazırlandığı için, hâlis bir niyetle ve belâgatın kanunlarına ve ulûm-u Arabiyenin düstûrlarına tatbîk ederek yazdığı için, hiçbirini cerh edemedim." Geçenlerde ABD'li bir hanım Tiktok'da şöyle ağlıyordu: "Eğer bir Tanrı varsa bu insanlar kesinlikle Onun halkıdır." Yalnız gayrimüslimler sormuyor arkadaşım. 7 Ekim'den beri hepimiz soruyoruz: "Gazzelilerin imânındaki sır nedir?" Çünkü bu imânda, kâfirlerin anlayamadıkları kadar, bizim de ulaşamadıklarımız var. **Evet. Nasıl bir insan ailesinin tamamını kaybeder de Allah'a karşı en ufak bir şikayette bulunmaz? Haydi, şikâyeti geçtim, nasıl bir de övüncünü ifade eder? Bir şehir yok olur da kalanlar nasıl zayıflık emaresi göstermez? Başlarına tonlarca bomba yağan çocuklar bile nasıl kameralara heybetle Kudüs'ü geri alacaklarından bahseder? Nasıl olur
Gazze'de çocuklar
Ömürden Uzun İstekler: Tûl-i Emel
Dünya, iki kapılı bir han gibidir. Hz. Adem a.s.’dan bu yana kaç kere dolmuş boşalmıştır, bilinmez. Ama bir hakikat var: Herkes, kendisi için takdir edilen süre kadar dünyada kalır. Ne biraz eksik ne biraz fazla... Ayet-i kerimenin beyanıyla: “Onların ecelleri geldiği zaman ne bir an geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.” (Nahl 61) Hâlihazırda yeryüzündeki bütün insanlar dünya hanında misafirdir. Bir kapıdan giren, diğer kapıdan çıkmayı bekleyen misafir... Misafirin, kısa süreliğine kalacağı bir yerde uzun hesaplar yapması ne kadar abestir! Gel gör ki Rabbini unutan, peygamberlerin davetini dikkate almayan insanoğlu aklını, gönlünü ve ruhunu dünyanın cazibesine kaptırmakta ve hiç bitmeyecekmiş zannettiği dünyaya dört elle sarılmaktadır. İnsanoğlunun dünyaya karşı hırslı ve açgözlü olması, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya bağlanması, devamlı ileriyi hesap ederek mal biriktirme derdine düşmesi ve buna benzer eğilimleri “tûl-i emel” olarak tarif edilir. (Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, s. 361) Aslında herkesin bir emeli vardır. Yani herkesin arzu ve isteklerini meylettirdiği, yönlendirdiği hedefler vardır. “Nihayetsiz arzu ve istekler, boş hayaller ve beklentiler” şeklinde tanımlanan “tûl-i emel” ise, ahiretin çok uzak olduğu düşüncesinden, devamlı dünyada kalma arzusundan, daha net bir ifadeyle dünya sevgisinden kaynaklanır. Dünya ise hem kalıcı değildir hem de Yüce Mevlâ’nın tarifiyle oyun ve eğlenceden ibarettir. Dünyanın oyun ve eğlence olması önemsiz olduğu anlamına gelmez. Dünya önemlidir; fakat önemi ahiret saadetini kazanmaya vesile olmasındandır. Oyun ve eğlence yönünün vurgulanması, dünya hayatının geçiciliğine, asıl olanın ise ahiret hayatı olduğuna işaret etmek içindir. Dünya hayatı nedir? Kur’an-ı Kerim’de birçok ayet-i kerime dünya
Alıntı
KALBÎ BİR HASTALIK: TÛL-İ EMEL
Tûl-i emel, kişinin uzun yaşamayı arzu etmesidir ki kalbî hastalıklardandır. Ancak daha güzel amel işlemek için geleceğe ait bir emel beslemek câizdir. Arzu ve isteklerimizi “İnşâallah ve Allâh’ın izniyle” gibi bir söz ile söylemeli ve uzun yaşamak arzusu ileride ümmet-i Muhammed’e faydalı bir hizmet yapmayı istemek gibi makbul bir amel işlemek niyetiyle olmalıdır. Tûl-i emelin bazı zararları şunlardır: İbadette tembelliğe sevk eder. Ameli işlemeye kudreti olan zamandan gücünün kaybolduğu vakte tehîrine sebep olur. Hem geciktirmesinden dolayı hem de ameli tam îfâ edemediğinden dolayı cezalanır. “Vakitler geniştir, yarın tevbe ederim” ve “Ben gencim, ne vakit olsa kendimi düzeltirim.” gibi aldatıcı sözlerle tevbenin geciktirilmesine sebep olur. Hâlbuki ecel, kişiye ulaşmakta rızkından daha acelecidir. Ölümü anmayı unutturduğu için kalbin katılaşmasına ve kendisine yapılan nasihatin dahi tesir etmemesine sebep olur. Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz, “(Dünyalık) lezzetleri yıkan ölümü çok anınız.” buyurmuşlardır. Âhiret amellerini terk ettirerek tamamen dünyaya hırsla çalışmaya sebep olur. Hâlbuki Allâhü Teâlâ, Hadîd Sûresi’nin 20. âyet-i celîlesinde buyurmuştur ki -meâlen-: “Biliniz ki: dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve aranızda bir tefâhur (öğünüş), mal ve evlatta çokluk yarışından ibarettir.” Dünya hayatı hoş gibi görünür, lâkin neşesi pişmanlık; zevki, elem, hicran ve Cehennem azâbı ile neticelenir. Amma Allâhü Teâlâ’nın rızasına vesile edinilmesi cihetiyle ne güzel metâ, ne güzel vesiledir. O hâlde dünya hayatının geçici zevklerine kendini kaptırmayıp bir taraftan o şiddetli azâbı, bir taraftan da o mağfiret ve Cennet’i düşünmeli de, yalnız azâp korkusuyla değil, o mağfirete ve Allâh’ın rızasına lâyık bir aşk ve muhabbet ile âhiret için çalışmalı, o
Fazilet Takvimi
*PEYGAMBER EFENDİMİZ SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM HAZRETLERİ'NİN, HZ.ALİ KEREMALLAHU VECHE HAZRETLERİNE NASİHATLERİ...* Ya Ali, Güneş'e ve Ay'a karşı oturma, arkanı dön de otur. Güneş'te de çok oturma hastalık gelir. Ya Ali; Yâsin-i şerifi çok oku, aç, susuz, çıplak kalmazsın. Hastalık, korku, zindan görmezsin, yalnız kalmazsın, her yerde hürmet görürsün. Bir şeyin kaybolmaz. Bir hastanın başında okursan, ecel gelmişse, ölümü asan olur. Akşam okuyan, sabaha, sabah okuyan, akşama kadar emin olur. Ya Ali; Yatarken Tebareke suresini oku. Kabir azabı görmezsin, Münkir, Nekir sual sormaz. Ya Ali; İhlas sure-i Celilesini (KUL HU VALLAHU AHAD)’ abdestli olarak çok oku. Kıyamet gününde; "Ey Allah’ını metheden, kalk Cennet’e buyur!.." derler. Ya Ali; Kötü sözlerden ve kötü gözlerden korunmak için “Maşaallah” de. (Lâ Havle vela kuvvete illa billahil aliyyül azim.) i çok oku. Ya Ali; Zeytinyağı ye ve vücuduna çal. Şeytan yaklaşamaz. Ya Ali; Yemeğe başlarken tuzla başla. Sonunda da tuzla bitir. Birçok dertlere devadır. Ya Ali; Yemeğin başında Besmele çek, sonunda da Hamd et.