Her şey zamanında güzel, demişti Mevlana. Zamanında yaşanamayan hevesler, 53 yıl sonra yaşanmak üzere beklense bile, hayatın geçmiş olduğu, kimsenin o eski benliğinin olmadığı; kırılmışlıkların, yorgunlukların, anıların, ayrı ayrı budaklanan dalların ne denli buruk olduğunu anlamak için muhteşem bir kitap. Kırılmış hevesler içinse korkunç bir kitap.
Marquezin Yüzyıllık Yalnızlık kitabından sonra, okuması nispeten daha kolay, betimlemeleri empatiye çok açık, akıcı bir kitabını okumaktan dolayı şaşırdım, mutlu oldum. Bu nedenle içeriğine karşı biraz tepkili olsam da, yazarlığından dolayı daha fazla puan kıramadım. Uzun senelerin ayrılığını, ayrı ayrı akan hayatları, bir şekilde birleşmelerine varan serüvenlerini çok güzel şekilde bağlamıştı.
İnadından ve kibrinden zamansız ve sebepsiz terk eden bir sevgili ne kadar süre beklenebilir? Florentino 53 sene bekledi. “The one” inancı nelere kadir. Fermina bunu hak etti mi yahut buna değer mi sorgulanır. Bu da hayatın bir cilvesi: sevgiyi hak edenlerin tesadüfi oluşu, en iyi olsan bile sevilmeme, en kötü olsan bile sevilme ihtimali.
Birbirlerine kavuşmuşlardır en sonunda ama aradan geçen yıllar, ilk heyecanları kaçırmış olmak, gençliğin tadını kaybetmek, hayatından gelip geçenlerin kalplerinden götürdükleri, yorgunluklar ve ağrılar kalmıştır geride. Florentino hep sanmıştır ki zaman geçmekte, oysa kendisi zamandan geçmektedir. Zaman bakidir, kendisi geçici. Hep öyle kalacağını; hevesli, güçlü, azimli olacağını sanmıştır. Geriye inatlı bir bekleyiş kalmıştır yalnızca ve kaçırılan anılar. Ki ben zaten bu kısımda, onları gençliklerindeki “onlar” gibi değil, bambaşka iki insan gibi görmeye başladım. Ferminaya kibrinden ve gururundan kızdım, Florentinoya yaşamını beklemek üzerine kurmasına kızdım. Yine de onu anladım, ona acıdım.