Eski literatürlerde Çingenelerin inanç ve dinine ayrılmış olan bölümler, monoton bir biçimde tekrar edilen şu iki düşünceyle
sınırlıdır. Buna göre Çingenelerin herhangi bir dini yoktur ve olsa olsa misafir oldukları halkların dinine görünüşte uyum gösterirler. Bir de Romanya ve Macaristan'da yaygın olan bir fıkra vardır ki, o da vaktiyle Çingenelerin kilisesinin domuz yağından inşa edilmiş ve daha sonra köpekler tarafından yenmiş olduğudur.14 Bunun nedeni ise, geçimini daha ziyade hırsızlık ve dolandırıcılıktan temin eden bir halkın
hiçbir inanç ve ahlaka sahip olamayacağı yolundaki önyargının dışında, esasen Çingenelerin çekingenliğinde yatmaktadır.
Onların "dinsiz" oluşu, misafir oldukları halkların kendilerine zulmetmesine ve bu nedenden ötürü kendilerine
zorunlu olarak sağlam inançlı birer Hıristiyan ya da Müslüman süsü ver melerine yol açmıştır. 15 Bu tarihsel ve sosyaldinsel
koşullar, Çingenelerin aşırı, hatta neredeyse tabu diyebileceğimiz bir dikkat ve ürkeklikle dışarıdan herhangi bir kimseye kendi toplumsal ya da düşünsel, özellikle de dinsel gelenekleri konusunda açılmaktan sakınmalarının önemli bir nedenini oluşturmaktadır.