Ayıp değil çıldırmak, bu dağ başında, bu yalnızlıkta, bu ufuksuz topraklarda, bu ıssızlıkta, bu kadınsızlıkta.
Ya dayanmaya, dayatmaya vermiş olduğumuz söz?
Biz cildurrsak buradakiler ne yapsin?
Biz dediğin kim? Burda yalnızsın.
Biz dediğim, ben ve içimdekiler. Ve dışardakiler. Ve ölen be-
beler. (s. 117)
Sayfa 52 - Ferit Edgü’nün O Hakkari’de Bir Mevsim’inden Alıntı·Kitabı okudu
"Bu ülkelerin, bu kentlerin, bu kırgının öcünü senden alacağız, ey zalim, ey ahmak, ey sersem sultan. Bu yaptığın yanına kalmayacak, eeey tepeden tırnağa kana batmış, sen eeey kocaman, kör gözlü zulüm dağı. Bu yaptığın senin de, o kocamış ulukepezin de yanına kalmayacak... Çok yakında o küçücük, iğne ucu kadar küçücük karıncalardan belanı bulup yeryüzünün tekmil yaratıklarına rezil olacaksın, rezili rüsvay..."
İnsan dönüp kendisine baktığında değerinin ne kadar olduğunu görür: Doğanın tenha bir köşesinde kaybolmuş gibi görür kendini; içine kapandığı bu küçük hücrede-yani evrende-yeryüzünün, krallıkların, şehirlerin ve bizzat kendisinin değerinin ne olduğunu öğrenir.
Sonsuzlukta bir insan nedir ki?
Bir o kadar şaşırtıcı başka bir mucizeyi görmek için, insan etrafinda gördüğü şeylerde bulunan en küçük ve en hassas şeylere bakmalıdır. Bir kurtçuk küçücük bedenini oluşturan çok daha küçük parçacıkların olduğunu insana gösterir [...] Orada dipsiz bir kuyu olduğunu insana göstermek isterim."