Türk Edebiyatında taşrayı, taşra sıkıntısını, taşra insanının kültürünü, acısını, derdini, sevincini anlatan yazarların en önemli temsilcisidir Yaşar Kemal. O; Anadolu’nun özü, köylüsünün, aşığının, yoksulunun, zulme baş kaldıran yiğitlerinin ve onları dillerine destan etmiş Hürü Anaların sesidir. Saygıyla anıyorum, Anadolu’nun koca çınarını.
Ağrıdağı Efsanesi salt bir aşk hikayesi değildir. Ağrıdağı, zulüm görmüş, hakir düşmüş, yoksul, çaresiz Anadolu insanının merhametsiz paşalara isyanıdır. Ahmet ile Gülbahar’ın sevdası sınıf ve güç dengesine karşı bir baş kaldırmadır. Zalim Osmanlı paşasına ve otoriteye karşı bir birlik mücadelesidir. Aynı zamanda Anadolu insanının aşka, adalete, hakka ve yüzlerce yıldır koruyup nesilden nesile aktardığı geleneklerine dört elle sarılıp kendi mazlumluklarını bir kenara bırakan ve iki aşığın mutluluğu için gerekirse paşaya, Osmanlı’ya baş kaldırmasının hikayesidir.
Eserde semboller bize önemli ipuçları vermiştir. Mesela Ağrıdağı bir engel sembolüdür. Ulaşılması imkansız isteklerin, aşkların sembolü. Demirci Hüso, mitolojik bir anlatının kahramanı olan Demirci Kava’nın anımsatıcısıdır. Sofi ve kavalı ise sözlü geleneğin temsilcisidir.
Romanın dile ise hem lirik hem epiktir. Hem modern hem de destansı bir anlatım hakimdir. Üçüncü şahsın ağzından okuduğumuz bu romanda bazen bir efsane anlatıcısı konuşuyormuş gibi hissediyorusunuz. Ağıtlar, efsaneler, türkülerle zenginleştirilmiş bir dil vardır. Betimlemeler duru ve sağlamdır. Öyle ki Ağrıdağı gözünüzde canlanır. Sadece gözünüzde canlanmakla kalmaz vücut bulur, nefes alır, öfkesini, hışmını gösterir. Homeros’un kullandığı epik betimlemelere benzer betimlemelerle okuru hikayenin tanığı yapar. Ahmet’i ve Gülbahar’ı tanır, Demirci Hüso ile aynı öfkeyi taşırsınız.
Ağrıdağı daha önce de