Emin Aktaş

Puan vermedi·172 syf.··
2026 8. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 28 Şubat 2026 22:59
Tolstoy'un okurken en etkilendiğim kitabı bu oldu. Annemi kaybedeli üç ay oluyor. Belki de bu sebeple kitap bana bu kadar tesir etti. Özellikle son sayfalarını okurken anlatıcının acısını derinden yaşadım. Kaç yaşında olursan ol, annen ölene kadar çocuk, öldükten sonra ise büyük oluyorsun. Kimsesiz kalmış bir büyük hem de! Lev Tolstoy 'un hayatından izler taşıyan üçlemesinin ilk kitabı Çocukluk ; dünyaya bir çocuğun gözüyle bakmayı gayet iyi başarmış. Roman bir çocuğun büyüme sürecini ustalıkla anlatırken aynı zamanda insanda ahlaki oluşumun, benlik algısının ilk emarelerini de irdelemiş. Bu yönüyle roman insan ruhunun çocukluk dönemine ait anatomisini de okuruna sunmuş. Nikolay isimli anlatıcının ağzından dinlediğimiz roman geçmişin olgun bir bilinç ile eleştirel bir şekilde sunumudur. Olayları yaşayan saf ve hassas bir çocukken anlatan ise analiz ederek yargılayan yetişkin Nikolay'dır. Nikolay; romanda iyi bir ahlak ve kişilik oluşturmaya çalışan saf ve anne sevgisine bağımlı bir çocuktur. Yalan söylerken yaşadığı suçluluk, kıskançlık ve gurur, annesine olan doğal sevgi onun bir otoriteye değil de vicdana dayanan ahlaki oluşumunun ilk kanıtlarıdır. Anne romanda idealize edilmiş önemli bir karakterdir. Nikolay ahlaki temellerini annenin temizliği üzerinden oluşturmaya başlar. Annenin ölümü ise Nikolay'da hayatındaki ilk sarsıcı kırılmadır. Varoluşsal huzursuzluğun, faniliğin derinden hissedilmesi anne figürü ile sembolize edilmiştir. Aristokrat bir aile içinde büyüyen Nikolay, sınıf ve toplumsal farklılığı çocukken oyunlar oynadığı arkadaş çevresinde fark eder. İçinde bulunduğu sınıfın yapaylığı, riyakarlığı ahlaki oluşumunda etkili olur. Bu yapaylık ve riya onun kendi iç dünyasında benlik algısını oluşturmasına yardım eder. Küçük düşme korkusu, başkalarının ona
ÇocuklukLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20249,4bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ağrının Zulmü Üstüne Olsun Paşa
Puan vermedi·119 syf.··
2025 27. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 07 Temmuz 2025 19:41
Türk Edebiyatında taşrayı, taşra sıkıntısını, taşra insanının kültürünü, acısını, derdini, sevincini anlatan yazarların en önemli temsilcisidir Yaşar Kemal. O; Anadolu’nun özü, köylüsünün, aşığının, yoksulunun, zulme baş kaldıran yiğitlerinin ve onları dillerine destan etmiş Hürü Anaların sesidir. Saygıyla anıyorum, Anadolu’nun koca çınarını. Ağrıdağı Efsanesi salt bir aşk hikayesi değildir. Ağrıdağı, zulüm görmüş, hakir düşmüş, yoksul, çaresiz Anadolu insanının merhametsiz paşalara isyanıdır. Ahmet ile Gülbahar’ın sevdası sınıf ve güç dengesine karşı bir baş kaldırmadır. Zalim Osmanlı paşasına ve otoriteye karşı bir birlik mücadelesidir. Aynı zamanda Anadolu insanının aşka, adalete, hakka ve yüzlerce yıldır koruyup nesilden nesile aktardığı geleneklerine dört elle sarılıp kendi mazlumluklarını bir kenara bırakan ve iki aşığın mutluluğu için gerekirse paşaya, Osmanlı’ya baş kaldırmasının hikayesidir. Eserde semboller bize önemli ipuçları vermiştir. Mesela Ağrıdağı bir engel sembolüdür. Ulaşılması imkansız isteklerin, aşkların sembolü. Demirci Hüso, mitolojik bir anlatının kahramanı olan Demirci Kava’nın anımsatıcısıdır. Sofi ve kavalı ise sözlü geleneğin temsilcisidir. Romanın dile ise hem lirik hem epiktir. Hem modern hem de destansı bir anlatım hakimdir. Üçüncü şahsın ağzından okuduğumuz bu romanda bazen bir efsane anlatıcısı konuşuyormuş gibi hissediyorusunuz. Ağıtlar, efsaneler, türkülerle zenginleştirilmiş bir dil vardır. Betimlemeler duru ve sağlamdır. Öyle ki Ağrıdağı gözünüzde canlanır. Sadece gözünüzde canlanmakla kalmaz vücut bulur, nefes alır, öfkesini, hışmını gösterir. Homeros’un kullandığı epik betimlemelere benzer betimlemelerle okuru hikayenin tanığı yapar. Ahmet’i ve Gülbahar’ı tanır, Demirci Hüso ile aynı öfkeyi taşırsınız. Ağrıdağı daha önce de
Ağrıdağı EfsanesiYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202536,1bin okunma
Vurun Kahpeye
10/10
·207 syf.··
2025 10. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 08 Mart 2025 20:45
Vurun Kahpeye Halide Edib Adıvar’ın Milli Mücadele yıllarında Anadolu’da görmüş olduğu olaylara dayanarak kaleme almış olduğu bir romandır. Roman, Yunan işgali altındaki Anadolu’ya gönüllü olarak gelen hem yetim hem de öksüz bir genç olan Aliye öğretmen etrafında şekillenir. Milli Mücadele yılları Anadolu’sunun bir panaroması olan romanda dine sığınan yobazları, çıkarları için vatan toprağını peşkeş çekenleri, namuslu kadının saçını da arayan namus bekçilerini, Kuvayi milliye aleyhtarlarını ve bunlarla mücadele ederken Yunan’a baş eğmeyen Aliye ile onun kahraman nişanlısı, Kuvayi milliyeci Tosun Bey’in başından geçenleri Halide Edip Adıvar’ın vurucu ve keskin dilinden okuyacaksınız. Vurun Kahpeye, toplumsal riyakarlığın, ihanetin, yozlaşmanın, adaletsizliğin romanıdır. Dini taassupla zenginleşen, çıkarları için Yunan’ı başında taç eden, “ Keşke Yunan galip gelseydi!” diyen meczupların ihanetini anlatan gerçek bir eserdir. Hale Edip romanda keskin ve korkusuz bir dil kullanır. Okuyucu üzerinde derin etki bırakan bu dil dönemin riyakarlığını ve ihanetini korkusuzca biz okurlara sunar. Vurun Kahpeye sadece bir çağrı değildir. Bu ifade aynı zamanda ihanetin getirdiği suçlulukdan kurtulmanın ve kendini temize çekerken bir kurban bulmanın ifadesidir. Hacı Fettah ve Kantarcı Hüseyin gibi hainlerin manevi duygular üzerinden aklanma ve yücelme çabasıdır. Yazıldığı döneme baktığımızda oldukça cesur ve öncü olan bu eserin odaklandığı tek nokta milli mücadele değildir. Halide Edip, Aliye karakteri üzerinden Türk kadınının kimlik bulma, kendini topluma kabul ettirme ve taassubun karşısına korkusuzca durmanın da yolunu açar. Aliye’ler, Feride’ler, Afet Öğretmenler karanlığın korkusu geleceğin ışığı olmaya devam edecekler.
Vurun KahpeyeHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 201913,7bin okunma
İnsan Alışıyor
10/10
·232 syf.··
2025 7. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 01 Mart 2025 22:15
Geç kalınmış, hep ertelenmiş bir okumanın pişmanlığıyla yazıyorum bu incelemeyi. İtalyan varoluşçu yazarın ülkemizde galiba en fazla bilinen ve okunan eseri Tatar Çölü. Biraz araştırmayla diğer eserlerini de inceledim ama biz onu hep Tatar Çölü ile özdeşleştirmişiz. Gelelim eserimize, Tatar Çölü’ne. Tatar Çölü boş bir bekleyişin, anlamsız bir sancının, kaçırılmış fırsatların ve insanın kendi kendini kandırmasının romanıdır. Sürekli bir anlam arayışında olan insan soyunun büyük yanılgısını ve kaçınılmaz sonunu Dino Buzzati Drogo, Bastiani Kalesi ve Tatar Çölü üzerinden oldukça yalın bir dille biz okurların yüzüne vurmuş. Kitap alegorilerle dolu. Bastiani Kalesi, uçsuz bucaksız Tatar Çölü, hiç gelmeyen ama her an gelecekmiş gibi beklenen Tatar saldırısı, anlamsız rutin kışla hayatı, kaçıp giden fırsatlar ve en kötüsü de zamanla insanın içine oturan tekdüzeliğin dışına çıkma korkusu. Bastiani Kalesi sadece Tatar tehlikelisi için bir öncü karakol değildir. O insanın kendi içinde oluşturduğu, kapıları açık bir hapishanedir. O alışkanlıklarımız, korkularımız ve bizi kısıtlayan sistemlerdir. Tatar Çölü ise geleceğin belirsizliği, bilinmezliği ve pek aydınlık olmasa da umutlarıdır. Drogo’nun Kuzey’de gördüğü ışık huzmeleri de bunun bir sembolüdür. Romanda bireyin istekleri dışında toplumun da istekleri ve dayattıkları vardır. Drogo genç ve azimli bir teğmendir. Parlak bir kariyerin hayalleri içindedir. Ancak sistem ve toplum Drogo ile aynı fikirde değildir. Zira Drogo sistem için diğerlerinden hiç de farklı değildir. Drogo içinde hayaller taşıyan ama aslında cesaretsiz sıradan bir insandır sadece. Hayatını anlamlı kılacak günleri beklerken fırsatları değerlendirmeyi hep erteleyen Drogo kimdir? Drogo sensin, benim, biziz. Drogo insan soyunun varoluşsal sancısı, kaçınılmaz sonu
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınevi · 201819,8bin okunma
Serbest Fırka Üzerinden Cumhuriyete Eleştirel Bir Bakış
10/10
·455 syf.··
2025 4. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 17 Şubat 2025 11:54
Kemal Tahir Türk Edebiyatında toplumsal gerçekçiliğin önemli temsilcilerinden biridir. Onun romanlarında Osmanlı’dan cumhuriyete geçen Türk toplumunun yaşamış olduğu değişimleri eleştirel bir gözle okuma ve anlama imkanı buluruz. Yazarın tarafsız ve korkusuz kalemi bu değişimleri tüm çıplaklığı ve cenahların bakış açılarıyla biz okura sunarken aynı zamanda da işlediği döneme dair önemli eleştiriler de yöneltir. Yol Ayrımı işte böyle bir dönemin ürünüdür. Tahir, romanın ismini seçerken de bunu göz önünde tutmuştur. Zira sembolik bir isim seçer. Yol Ayrımı sadece iki farklı yöne giden gerçek bir yol değildir. O aynı zamanda ideolojik çatışmaların, sınıfsal mücadelenin, eski ile yenin de çatışmaya başladığı noktadır. Romanda dönemin sosyo-politik yapısı önemlidir. Genç cumhuriyet, Terrakiperver ile iyi bir demokrasi sınavı verememiştir. Halk Fırkası erkin tek sahibidir. Demokrasi denetimsizdir ve hastadır. Bunun ilacı da toplumsal muhalefetin mecliste farklı bir isimle temsil edilmesidir. Gazi Paşa bu düşünceyle Fethi Okyar’a Serbest Fıkrayı kurdurtur. Romanın ana çıkış noktası da bu olay olur. Halk Fırkası, Kuva-i Milliyecilerin canları pahasına savaşarak kurdukları cumhuriyetin en önemli koruyucusudur. Kurtuluş Savaşı’na karşı olanların her fırsatta yıkmak istedikleri cumhuriyet değerlerini korumak Halk Fırkasının en önemli görevidir. Ancak tek görev bu değildir. Zira halk CHF’nin denetimsizliğinden ve ekonomiden dolayı şikayetçidir. Gazi Paşa da bu sorunların dile getirilmesini ve CHF’nin denetlenmesini istemektedir. Serbest Fıkra işte bu isteğin tezahürüdür. Serbest Fıkranın kuruluşu toplumda büyük bir yankı uyandırır. Bir tarafta fırsat kollayan İttihatçılar, bir tarafta saltanat aşığı gericiler, bir tarafta da cebini doldurma peşinde olan fırsatçılar. Bunların tam
1000Kitap
Yol AyrımıKemal Tahir · Ketebe Yayınları · 20224,142 okunma