Netice olarak ameli ilimlerle üç türlü kavrayışın bulunduğunu açıklamıştır: İlki, duyularla olan kavramlar, ikincisi, duyularla kavrananların dışında ilk bilgilerle olan kavramlar ve üçüncüsü araştırarak, teemmül ederek, düşünerek elde edilen kavramlardır. Kavramın bu türlerinin aynısının nazari ilimlerde de bulunduğu görülür. Bundan dolayı bütün kavramlar üç olmuş olur: 1) Duyu kavramları, 2) Duyuların sağlandığından artık bir bilgi ile elde edilen ilk bilgiler ve 3) Teemmül ve araştırmanın sonunda elde edilen bilgiler.
Araştırmak ve düşünmekten hasıl olan bilgiler, ilk önce bilinmesi araştırma ve düşünme ile olmayan ilk bilgiler vasıtasıyla elde edilir. Onlar bilinmeden önce, araştırmak istendiklerinden ve duyu algıları (mahsusat) adını alırlar. İnsanın bilmek istediği şeyi açıklamak için kullanılan ilk bilgilere "öncüller" (mukaddimat) denir.
İnsanın kendi başına, hiçbir eğitim ve öğretim görmeden de, sırf çevresini ve doğayı inceleyerek, düşünme yoluyla Allah'a erişme derecesine yükselebileceğini iyi anlatabilmiş miydi?
Uzun ve yorucu bir süreç olan bu yolda, "dıştaki ayetlerin" göstergeleri olan evrenin, varlık kitabının, kıyaslama ve akıl yürütmelerle çözülebileceğini; varoluş nedenleri ile anlamlarını ve Allah ile olan bağıntılarını güzel misallerle anlatmış, ancak kalbin arınmasından sonra müşahedeye yetkinlik ve yatkınlık kazanılacağını açıkça belirtmiş miydi?
Gözlemleri, deneyleri ve tefekkür gücüyle elde ettiği bilgilerin, vahiy yoluyla, Peygamberlere gelen bilgilerle asla çelişmediğini kavrayacaklar; başka bir anlatımla metafizik denilen o soylu felsefe ile, din arasında hiçbir uyumsuzluğun bulunmadığının bilincine varabilecekler miydi?