Kimilerine göre İstiklal Savaşımızın gerçek organizatörü, kimilerine göre İstiklal Savaşımızı akamete uğratmak için kurulan "Yeşil Ordu" düşüncesinin mimarı.
Anlayacağınız iki arada bir derede kalmış bir padişahtır, Sultan Altıncı Mehmed Vahideddin!.. Bu da normal: Zira yakın tarihimiz, tarihsel zeminde değil, "siyasal zemin" de tartışılıyor. Ve öyle bir hava veriliyor ki, Sultan Vahideddin haklı çıkarsa Mustafa Kemal haksız çıkacak, Sultan Vahideddin haksız çıkarsa, Mustafa Kemal haklı çıkacak...
Bu anlayış içinde, kitleler "Atatürkçüler" ve "Vahdettinciler" diye bölünüyor! Sonra da taraflar başlıyorlar yeni bölünme odakları icat etmeye: Laikçiler-şeriatçılar... Cumhuriyetçiler-hilafetciler... Çağdaşlar-mürteciler... Vesaireler ...
Tabii bu son derece yapay bir bölünme: Yıllardır yapay bölünmelerde gerçek kavgalar üretiyoruz. Sonuçta hayatı kaçırdık, çağı ıskaladık ve Kıbrıs Rum Kesimi'nin bile gerisinde kaldık. Yani yapay bölünmelerde ürettiğimiz gerçek kavgaların faturası çok ağır oldu. Tarihi yapan insanları tokuşturarak güç, ideoloji ya da şahsi gelecek inşa etmeye çalışanlar, hepimize büyük zararlar verdiler.
Vaktiyle İstanbul'a gelen batılı gezginlerden bazıları görmeleri mümkün olmayan haremi kendi entrikacı ruhlarının yansıması şeklinde anlatmış, yüzlerce yıl sonra onların torunları, dedelerinin hayalhanelerinden uydurdukları tasvirleri esas alarak Osmanlı Sarayı ve harem hayatı hakkında uyduruk romanlar yazmışlardır.
Hadi diyelim ki, haçlıların torunları, yazdıkları tarihlerle romanlarda ve çizdikleri tablolarda dedelerimizi kötüleyerek dedelerinin vaktiyle yediği meşhur "Osmanlı tokadı"nın acısını çıkarıyorlar, peki ama "bizimkiler"e ne oluyor?
Neden onların can alıp can vererek 22 milyon kilometrekare yüzölçümlü dünyanın en büyük İmparatorluğu'ndan arta kalan topraklarda yaşadıkları halde, intikam sevdasına düşmüş Osmanlı düşmanı yabancılarla aynı paralelde kalem oynatıyorlar?
Yazıklar olsun!
İnsan kendini nasıl görür? Açıkçası insanın kendini çok da göremediğini düşünürüm, bu sebeple en çok kendinin körü olduğunu düşünürüm. Bu körlük insanın kendi fiillerini yani duygu durumlarını değerlendirememesi ile ortaya çıkar.
Ünlü Rus yazar Dostoyevski'ye göre, " Vicdan içimizdeki mahkemedir" ve tekâmül sürecini hakkıyla tamamlamak isteyen insan en baştan kendini yargılamayı öğrenmelidir.