***
Kitaplar, bize farkına varmadığımız şeyleri gösterebildikleri ölçüde ilgimizi çekiyor, peşinden sürüklüyor. Bu hep böyle oldu. Kafası çatlak bir şövalye özentisinin yel değirmenleriyle savaşması, üzerinden 400 seneyi aşkın bir süre geçmesine rağmen hâlâ, kendi yarattığı illüzyonla savaşanlar için kullanılan harika bir metafor. Üstelik İspanyol yazar Cervantes'in anlatımı öylesine harikadır ki, 'zarara kendi rızasıyla girene merhamet edilmez' kaidesine rağmen, o çatlak şövalyeye, Don Kişot'a üzülürsünüz de. Dahası bazıları Don Kişot olmayı, olabilmeyi, o çatlaklığı, yel değirmenleriyle 'şövalyece' bir mücadeleye girişmeyi, naifçe ama, 'iyi' bir şey olarak da görürler. Belki de yel değirmenleri gerçekten 'kötü' insanları temsil etmektedir...
***
Doğu Almanya'daki bir devlet ajanının, ünlü bir yazarın evini 'rejim adına' dinleyişini konu edinen 'Başkalarının Hayatı' (Das Leben Der Anderen) isimli filmde, ünlü yazar salondaki piyanodan Beethoven'ın Appossionata'sını çalar ve ardından Lenin'in bu müzik hakkındaki yorumunu aktarır: "Bu müziği çok fazla dinlememeliyim. Aksi halde devrimimi tamamlayamam." Lenin, bu müziği dinleyerek 'sert' olunamayacağını anlatır. Ünlü yazar da, bu müziği dinleyen kimsenin 'kötü biri' olamayacağını düşünür. Nitekim devlet ajanı, o esnada ünlü yazarın evinin salonunda çalmakta olduğu müziği dinliyordur.
Tıpkı bu filmde olduğu gibi, uzunca bir süre kendini kitaplara vermiş, okumayı bir iptila edinmiş insanların 'kötülük' yapamayacaklarını düşündüm. En azından hatalarından dersler çıkarabileceklerini, kendileriyle yüzleşme konusunda kitaplardan bir şeyler öğrenebileceklerini umdum. Mevlana'nın insan için kullandığı 'ilahî tecellilerin aynası' tabiri, kitaplar için de 'insanların kendilerini görebilecekleri bir ayna' olarak