Bizi ailenin içine sokan da aileden koparan da cinselliktir. Başka bir deyişle, insanlar saklamak zorunda oldukları şeyi -cinselliklerini- başka bir yerde saklamaları gerektiğinde, ya da başka bir yerde daha iyi gösterebileceklerine inandıklarında evlerini terk ederler.
Saklayacak bir şeyiniz yoksa, gidecek bir yeriniz de yoktur. Çiftlerin bazen birbirlerine tümüyle dürüst davranmayı istemelerinin nedenlerinden biri de budur.
Şahsen ben, sanatım olmadan yaşayamam. Ancak onu her şeyin üstüne
koymuş da değilim. Tam tersine, şayet ona muhtaçsam, sanatın
çevremdeki insanlardan ayrı tutulamayacağından ve benim, şu
an olduğum gibi onlarla bir seviyede yaşamamı sağlayacağındandır
bu. Bana göre, sanatın keyfi tek başınayken sürülemez. Ortak neşe
ve acıların bir resmini sunarak olabilecek en fazla sayıda insanı coşturmak
için bir araçtır sanat. Bundandır ki sanat, sanatçıyı toplumdan
kopmamaya zorlar, onu en mütevazı ve evrensel hakikate tâbi
kılar. Kendisini başkalarından farklı gördüğü için sanatçı olma talihini
seçmiş olanlar çok geçmeden şunu fark ederler ki kendilerinin
başkalarına benzediğini kabullenmedikçe ne sanatlarını ne de farklılıklarını
geliştirebilirler. Sanatçı, vazgeçemeyeceği güzelliklerin
ve ayrı kalamayacağı toplumun ortasında diğer insanlara uzanan
bu sonsuz gidiş gelişlerde kendini yoğurur. İşte bu yüzden, gerçek
sanatçılar hiçbir şeyi küçümsemezler, yargılamak yerine anlamak
zorundadırlar.
Albert Camus, 1957
(Nobel Ödül Töreni konuşmasından bir kesit)
Cev. Umit Gurbanov
Bilinçli farkındalık; “dikkatin isteyerek ve bilerek şimdiki ana yöneltilmesine ve deneyimlerin yargılanmadan ve oldukları gibi kabullenmesine dayanan bir uyanıklık ve farkında olma durumudur (İyi Hissetme Sanatı. Diyojen Yayınları, 2015).” Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere Bilinçli Farkındalık, daha fazla dikkat vermek değil, dikkati yönlendirme tarzınızı elinizdeki veri ve imkânlarla akıllıca ve bilinçli bir biçimde değişimleyebilmektir.
Bilinçli farkındalığı yaşamın içinde uygulayabilir olmak için öncelikle yavaşlamak ya da sakin olmak ve hatta kimi zaman durmak gerekiyor. Hızla yaşamın akışına dalıp gittiğimizde çevremizdeki olup bitenlerden bîhaber kalıyoruz. Oysa farkında olmak, bilinçli farkındalığın bir ön şartı gibidir. Bunun için de doğal olarak yavaşlamak yaşamı ağır çekimde izlemek gerekir. İşte bu tablo, tam da bunu anlatmaktadır.
Tablo:
Sis Denizinde Amaçsızca Dolaşan Adam (Almanca: Der Wanderer über dem Nebelmeer), Alman romantik ressam Caspar David Friedrich tarafından 1818'de çizilen yağlı boya tablo
Gülşah Meral Özgür
Psikiyatrist, Psikoterapist