Emrah Özer

Emrah Özer
@emrah_ozer
bilmekiyidir.com sitesi benim yazarlığını yaptığım blog tarzı bir site. Burada paylaştığım kitap incelemelerinin ayrıntılı hallerini sitemde bulabilirsiniz. Spotify: open.spotify.com/user/emrahozer-...
Eskişehir
1995
95 okur puanı
Nisan 2022 tarihinde katıldı
Hababam Sınıfı Uyanıyor İnceleme
8/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2022 12. kitabı
Hababam Sınıfı... Bu iki kelimeyi okuyunca aklınıza ilk ne geldi? İnek Şaban mı? Yoksa Kel Mahmut mu? Belki de Güdük Necmi veya Badi Ekrem gelmiştir aklınıza ilk. Hafize Ana'sı, Tulum Hayri'si, Domdom Ali'si, Hayta İsmail'i, Damat Ferit'i ve daha nice karakterler... Burada pek değerli Müfettişimiz Hüseyin Şevki Topuz' a da yer vermeyi borç bilirim. Bunca oyuncunun bir araya geldiği Hababam Sınıfı filmlerini izlemekten bıkmıyoruz. Ne zaman denk gelsek sanki ilk defa izliyormuş gibi eğlenerek izlediğimiz bu filmlerde yönetmen Ertem Eğilmez ve diğer bütün film yapım ekibinin de büyük katkıları var. Bir de bu filmlerin kaynağı var tabi. Kaynak metni... Hababam Sınıfı serisi; şair ve yazar olan Rıfat Ilgaz'ın kaleminden çıkmıştır. Rıfat Ilgaz'ın tiyatro oyunu şeklinde yazdığı bu eserlerinin filme uyarlanması ile bugün hala izleyebiliyoruz Hababam Sınıfı filmlerini. Bu inceleme yazısının başlığından da anlayacağınız üzere Rıfat Ilgaz'ın Hababam Sınıfı Uyanıyor adlı eserini okuduktan sonra yazıyorum bunları. Serinin ne ilk kitabı ne de ilk filmi... Sahafta görüp aldığım eski, nispeten yıpranmış bir kitap. Ne kadar eski olursa olsun okuyabildiğim sürece değerinin bir parça bile azalmadığı bir kitap ama. Hababam Sınıfı kitaplarına denk gelirseniz mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Filmlerini defalarca izlediğimiz için, nasıl olsa ne ile ilgili olduğunu biliyorum, diyerek es geçmeyin bence. Evet, kitabı okurken Hababam Sınıfı filminde olduğu kadar çok eğlenmezsiniz. Çünkü filmin en büyük eğlence kaynağı olan karakterlerin yüzleri, ifadeleri, filmin müzikleri kitaptan anlaşılmıyor. Kitabı okurken hangi karakterin repliğini okuyorsanız o karakteri filmde canlandıran oyuncu canlanıyor gözünüzde. Yine de, buna rağmen, kitapları okumakta fayda var. Çünkü bu eserlerin yaratıcısı olan
Deneme, İnceleme, Edebiyat
Hababam Sınıfı UyanıyorRıfat Ilgaz · Elele Yayınları · 0662 okunma
Reklam
Kaplumbağalar - Fakir Baykurt
8/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2022 3. kitabı
Kaplumbağalar romanı Ankara'nın kurgusal bir köyü olan Tozak Köyü'nü anlatır. Olayların geçtiği zaman doğrudan verilmese dahi 1950 li yıllar olduğunu az çok tahmin edebiliriz. Kurtuluş Savaşı kazanılıp Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş olsa da köylünün kurtuluş savaşı hala devam etmektedir. Tozak oldukça yoksul bir alevi köyü. Köyün su ihtiyacı tek bir kuyudan karşılanıyor. Ne bağı var ne de bostanı. Öyle ki, yazın kavurucu sıcağında gölgesinde oturacak bir ağaç bile yok. Bu kavurucu sıcak altında canlarını dişlerine takarak çalıştıkları buğday tarlaları ise kıt kanaat geçinmelerine ancak yetiyor. Cılız hayvanlar ise yavrularını zar zor doyuruyor. Yazar, Tozak Köyünün altmış kadar basık evini bozkırın ortasında kalmış kaplumbağa teknelerine benzetiyor. Sıcaktan kavrulan... Böyle bir durumda, köyün eğitmeni Rıza'nın öncülüğünde, bütün köy birlik olup önce bağ yapmaya karar veriyorlar. Sonrada bağın aralarına kavun, karpuz ekerek bostan yapıyorlar. Tozak Köyü asırlarca süregelen bu sefaletinden sonra ilk defa gözünü açıp ileri doğru bir adım atmaya çalışıyor. Bozkırın yaşlı kaplumbağasının yakıcı güneş altında zorla attığı küçük bir adım... Köylü devletini seviyor. Büyük değer veriyor devletine. Nitekim verdiği bu değer karşılığında değer görüyor mu? Karşılık beklediğinden de değil zaten. Türkiye Cumhuriyeti muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak amacıyla büyük atılımlar yaptı, büyük yenilikler getirdi. Avrupa'nın gelişmiş devletlerini örnek aldı ama getirdiği yenilikler lafta mı kaldı yoksa devlet son köylüsüne kadar gerçekten gelişti mi? Bu sorular kitabın okuduğum şu kısmında aklıma geldi: Köyün yaşlısı ve öncülerinden biri olan Kır Abbas, Gezici Hamdi Bey'le birlikte köye yapılacak bağ için çubuk (Budanan üzümün dalları.Bu dalları dikerek üzüm ağacı
Deneme, İnceleme, Edebiyat
KaplumbağalarFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık · 20064,670 okunma
Satranç - Stefan Zweig
9/10
·83 syf.··
Beğendi
·
2022 10. kitabı
Stefan Zweig, Satranç adlı eserinde insan doğasına yapılacak müdahalenin o insanın akıl ve ruh sağlığını bozmaktan başka bir işe yaramayacağını anlatıyor. Nazi rejiminin üstün ırk çalışmalarının nasıl bir başarısızlıkla sonuçlanacağını öngörüp bu çalışmaları eleştiriyor. Yazar, kitabın başlarında öncelikle entelektüel tek boyutluluğun tuhaf bir türünü anlatıyor bizlere. ''Hayatım boyunca tek bir düşünceye saplanıp kalmış, monoman insanların her türü hep dikkatimi çekmiştir, çünkü bir insan kendini sınırladığı ölçüde sonsuzluğa da yaklaşmış demektir; özellikle dünyaya sırt çevirmiş gibi gözüken bu tür insanlar, özel malzemeleriyle kendilerine karıncalar gibi tuhaf ve gerçekten bir defaya özgü küçük bir dünya modeli inşa ederler.'' Bir insan gerçekten de kendini sınırladığı ölçüde sonsuzluğa yaklaşabilir mi? Sınırladığı yaşamıyla, inşa ettiği kendine özgü dünya modeliyle insanlığın zirvelerine ulaşabilir mi? Günlük yaşamımızda dikkatimizi dağıtan pek çok şeye sahip olduğumuz düşünülürse bu iddianın doğruluğu düşünülebilir. Eğer bir insan hayatını tek bir konu etrafında kurar ve geri kalan her şeyi hayatından çıkarırsa günlük yaşamında çok büyük bir boşluk oluşur. Yemek, uyumak gibi bazı zorunlu ihtiyaçlar dışında kalan bütün zamanını tek konu üzerinde çalışmaya harcarsa uğraştığı o konuda uzmanlaşması ve hatta uzmanlığın da ötesine geçmesi mümkün olabilir. O belli konuda insanlığın ulaşabileceği en uç noktaya ulaşabilir. Böyle bir seviyeye ulaşmış bir insanı ise, o konu çerçevesinde bakarsak, üstün bir insan kabul edebiliriz. Peki öyleyse, normal insanlar bu tarz bir yaşam tarzını taklit ederek belli bir yetenekte uzmanlığın ötesine geçip dünyanın bir numarası haline gelemez mi? Verilecek eğitimle üstün insanlar diyebileceğimiz insanlardan oluşan bir toplum oluşturamaz
Deneme, İnceleme, Edebiyat
SatrançStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020279,1bin okunma
Sineklerin Tanrısı Genel Konu
9/10
·261 syf.··
Beğendi
·
2022 4. kitabı
Doğamız gereği her insanın içinde hem iyilik var hem de kötülük. Bu yaratılıştan gelir. İnsan büyüdükçe ya iyi yanını geliştirip kötü yanını bastırır ya da kötü yanı daha da baskın hale gelir. Bu iyi veya kötü yanın gelişiminde aile, akraba, arkadaş gibi yakınımızdaki insanlar bir yana içinde bulunuduğumuz toplumun bütünü de etkili olur. İnsanlar düzen, güvenlik, rahat etmek gibi nedenlerle toplum halinde yaşamaya başladılar. İlk toplum kurulduğundan bu yana da kurallar konuldu. İnsanın iyi yanını öne çıkarmaya çalışan ve kötü yanına baskı uygulayan kurallar (Tabi burada bahsettiğim sadece yüzeysel, basit bir iyilik ve kötülük ayrımı. Bir genelleme. İyi ve kötü denebilecek şeylerin yere ve zamana göre değiştiğini de unutmamak gerek.). Koyduğumuz kurallarla içimizdeki vahşi yanımızı kısıtlıyoruz. Bilincimizin derinliklerine gömüyoruz ama bu yanımızı tamamen ortadan kaldırmak pek de mümkün değil. Bu vahşi yanımız içgüdüden geliyor. İnsanın diğer canlılara üstün gelmeye çalışarak hayatta kalma içgüdüsü. Halbuki toplum halinde yaşarken bu içgüdü faydadan çok zarar getireceği için kurallarla kontrol altına alınmaya çalışılır. ''Kötü'' olarak niteleyebileceğimiz davranışlara sebep olabilecek içgüdülerimizi toplum halinde yaşarken genellikle kontrol altında tutarız. Ama pek çok etkenin bir araya gelmesiyle, belli şartlar altında bir insan, kötü diyebileceğimiz davranışlarda kolaylıkla bulunabilir. Sineklerin Tanrısı vahşetin sembolü. İnsanoğlunun ayrılmaz bir parçası olan vahşiliğinin somutlaşmış hali. Aslında adada bir canavar yok. Karanlık içinden çocukları izleyen, geceleri ağaç tepelerinde dolaşan, ormanda Jack’ i takip eden, tepenin başında oturan bir canavar yok. Canavar olan Sineklerin Tanrısı. Sivriltilmiş bir değneğin ucuna geçirilen domuz kafası. Canavar olan
İnceleme
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,3bin okunma
Operadaki Hayalet Konusu
8/10
·384 syf.··
Beğendi
·
2022 5. kitabı
Kurukafa misali bir kafaya, kulaklarının ardından düşen üç tel saça, karanlıkta adeta parlayan sarı gözlere, soğuk ve bir deri bir kemik kalmış ellere sahip olan bir adam... Bu adamın korkunç çirkinliği doğuştan gelmektedir. Yani bir insan olarak en hassas olduğumuz dönem olan çocukluk ve gençliğini de bu dış görünüşüyle geçirmiştir. Belki de beklenildiği gibi mi demek gerek, bu adam ömrü boyunca hiç sevilmemiştir. Doğuştan gelen bu çirkin yüzü nedeniyle annesi tarafından dahi sevilmemiş, annesi de dahil tek bir kişi tarafından dahi öpülmemiştir. Öyle ki; annesi, küçük çocuğun suratına bir maske fırlatır ve bu maskeyi bir daha çıkarmamasını söyler. Annesinden, ona hayat veren canlıdan dahi böyle bir muamele gören bu çocuğa diğer insanların nasıl davrandığını bir düşünün. Babasını da küçük yaşta kaybeden çocuk için sevgisiz, soğuk bir yalnızlıkla boyalı bir ömür vardır önünde. Diğer insanların kendisinden korkması, onlardan duyduğu hakaret ve aşağılanmalar da dahil. Hayatı boyunca yalnız kalmış olan bu adamın tek isteği normal bir hayat; herkes gibi küçük bir dairesi, bir işi, pazar günleri gezmeye çıkarabileceği ve kendisini seven bir eş olduğu halde sahip olduğu yaşam bu küçük mutluluğa dahi izin vermez. Çevresi ona bir hayalet gibi davranır. Dışarıdan gizemli görünen bu yalnız adamdan korkarlar. Uzak durmaya çalışırlar. Ömrü boyunca hiç istemediği bu korkuyu kabullenir sonunda adam. Kendi faydasına kullanmaya başlar hatta. İnsanların kendisine biçtiği hayalet rolünü üstlenir. Doğuştan gelen çirkinliğinin yanında yine doğuştan gelen bir dehaya da sahiptir bu adam (tabi dehanın doğuştan geldiğini varsayarsak). Pek çok konuda o derece ustadır ki eğer bu çirkinliği olmasaydı en muhteşem insanlardan biri olurdu. Yetenekleri arasından en öne çıkanlardan biri de müzik
Deneme, İnceleme, Edebiyat
Operadaki HayaletGaston Leroux · Martı Yayınları · 20143,805 okunma
Reklam