Zira iktisadi gelişme ile insanın insanı sömürmesi daha da keskinleşir. Kısaca, toplumların ilerleyişini yalnız ekonomik ve teknik seviyeye, başka bir deyişle, altyapıya bakarak değerlendiremeyiz. Daha doğrusu tek ölçü bu değildir.
İlkel, yabani, arkaik, geleneksel. Bu vasıfların hepsi Üçüncü Dünya'nın bùtünü veya parçaları için kullanılmış. Üçüncü Dünya konuşmamış şimdiye kadar, bu sessizlik döneminden yeni yeni çıkıyor. Yani kıtalar arasında bir diyalog olmamış. Üçüncü Dünya neresi? Batı'nın sömürgecilik iştahını kabartan geniş ve dağınık bir ülkeler bütünü.
Kendimizi tanımadan başkalarını nasıl tanıyabiliriz? Avrupa'yı Avrupa'nın istediği kadar tanıdık. Asya, kaşifini bekleyen bir seyyare. İslâmiyet mavi sakalın kırkıncı odası. Tanımıyoruz kendimizi, tanımak da istemiyoruz. Oysa yaşamak istiyorsak dünyadaki yerimizi bilmek zorundayız.
Araftayız, irfanımızı maziye bağlayan köprüleri berhava ettik. Bu fetret döneminde kılavuzumuz ister istemez Avrupa olacak. Fakat Batı yazarlarını büyük bir dikkatle okumak, şuurlu veya şuursuz yalanlarını düzeltmeye çalışmak yapılacak ilk iş.
"Karanlıkları devirmek ve aydınlık bir çağın kapılarını açmak için en mükemmel silah kalem. Sözle, yazıyla kazanılmayacak savaş yok... Kalem sahiplerine düşen ilk vazife, telaş etmemek, öfkelenmemek, kin kışkırtıcısı olmamak. Halkı okumaya, düşünmeye, sevmeye alıştırmak. Bir kılıcın kazandığı zaferi başka bir kılıç yok edebilir. Kalemle yapılan fetihler tarihe mål olur, tarihe yani ebediyete."