Sizlerde yanın ve etrafınızdakileri yakın! Nerede ne inşa ederseniz edin; köyde veya şehirde, mecliste, orduda, ibadethanede, eğitim bakanlığında veya başka bir yerde, her zaman ve her yerde yanın. Sadece bir anlığına, bir gün, bir hafta veya bir aylığına parlamayın. Yanın! Yanın ve tutuşturun çevrenizdekileri.
Aksilikler ve talihsizlikler olacaktır. Düşmanlarınızın zafer kazandığı zamanlar olacaktır. Sizler yenilmeyin! Hiçbir zaman pes etmeyin!
Aksilikler ve talihsizliklerle karşılaştığınızda "biz denedik, başladık mücadele ettik ve destek görmedik, her adımımızda engellerle ve düşmanlarla karşılaştık demeyin. Böyle konuşmayın. Karanlığın ruhu söndürür, siz yakınız. Bir kez söndüyse ikinci kez yakınız. Üçüncü, beşinci, yedinci, yüzüncü, bininci kez...
Yakmaktan korkmayın. Çevrenizdeki her yer aydınlanana kadar kendiniz yanın ve etrafındakileri tutuşturun. Ama bu yolda hızlı bir başarı da beklemeyin. Sizleri onaylamak veya sizlere sempati duymak yerine alay edebilirler, şan ve şeref yerine lanet ve nefret kazanabilirsiniz. Yardım etmek yerine gizli entrikalar kurabilir veya açıkça sizinle mücadele edebilirler. Onlarca, yüzlerce, binlerce karanlık güç sizin aydınlık işlerinizi söndürecektir. Ama siz yakın! Yanın ve yakın!
En iyisinin önemli bir kişiye başvurmak olduğunu, bu önemli kişinin gereken yerlerle yazılı ve sözlü temasa geçerek işin daha hızlı yürümesini sağlayabileceğini söyledi. Yapacak bir şey yoktu, Akakiy Akakiyeviç önemli kişiye gitmeye karar verdi.
Önemli kişinin görevi nedir bugüne kadar bilen çıkmadı. Şunu belirtmek gerekir, önemli kişi bu yakınlarda önemli kişi olmuştu, daha önce ise önemsiz bir kişiydi. Aslında bulunduğu yer, şu anda daha önemli başka kişilerle karşılaştırıldığında pek önemli sayılmazdı. Ama başkalarının gözünde önemsiz olanı önemli sayan insanlar her zaman bulunur. Bununla birlikte, kendisi de birçok yola başvurarak önemini artırmaya gayret ederdi. Örneğin, makamına geldiğinde alt kademedeki memurlar kendisini daha merdivende karşılasın, hiç kimse onun yanına teklifsizce giremesin, her iş asttan üste doğru çok sıkı bir sıra içinde yürüsün, bu şekilde kendisine kadar gelsin isterdi.
Kutsal Rusya'da artık herkes bulaşıcı bir öykünme hastalığına yakalanmış, amirini taklit ediyor... Hatta anlatıldığına göre, küçük bir kaleme yönetici yapılan bir danışman, hemen kendisine "kabul odası" denilen bir özel oda ayırmış, kapısının önüne de tiyatro biletçilerini andıran sırmalı, kırmızı yakalı adamlar dikmiş, adamlar kapının kolunu tutuyorlar ve gelenlere açıyorlarmış.
Nasıl verem olmasındı ki? Burjuvaların tıka basa, çatlayıncaya kadar yediği için karbonatsız yaşayamadığı, yoksulların ise doğdukları günden öldükleri güne değin hep aç yaşadıkları bir ülkede verem olmayıp da ne yapabilirdi?