Ah, insan neden ölümsüz değil ki, diye düşünür. Beyindeki sinirsel merkezler, giruslar neden var; neden görme, konuşma yeteneklerimiz ve hislerimiz, zekamız var; eğer bunların hepsi toprağa karışmaya mahkumsa ve nihayetinde olup olacakları şey, yerkabuğuyla birlikte soğuyarak milyonlarca yıl boyunca anlamsızca ve amaçsızca güneşin etrafında dönmekten ibaretse? Akıbeti soğumak ve fırıl fırıl dönmek olacaksa, yüce ve neredeyse Tanrısal bir akla sahip olan insanı yoktan var edip sonra da adeta alay eder gibi onu toprağa çevirmeye hiç gerek yoktur ki.
Ama mutlak yalnızlığınızın, her yeri kuşatan boşluk duygusunun, varlığınızın acı ve kesin bir felakete doğru yaklaştığı sezgisinin sizi somut bir ıstırap haline sürüklemek için yarıştığı o anların gitgide daha sık bastırmasını gerçekte hiçbir şey engelleyemez. Gene de ölmeyi her zaman istemezsiniz.
Aklınızdakini öylece söyleyin. Eğer böyle yapmazsanız bunun iki dezavantajı vardır: Karşınızdaki tahmin ettiğinizden daha salaktır ve anlayamayabilir. İkincisi; karşınızdaki tahmin ettiğinizden daha akıllıdır, anlamazlıktan gelebilir.