Yerliler tek bir küçük zile (ki beş gemide en az yirmi bin zil olduğunu anımsayalım) karşılık koca bir sepet dolusu patatesi sürükleyerek getirirler, hatta Pigafetta eski bir iskambil destesindeki papaz karşılığında beş tavuk alır, üstüne üstlük de Guaraniler toy Rodos şovalyesini kandırdıklarını zannederler. Pigafetta'nın zarifçe "tek giysileri saçlarıydı" diye tasvir ettiği genç kızlar da sudan ucuz olmaları nedeniyle çok revaçtadır; bir bıçak ya da bir balta karşılığında bu kızların iki ya da üç tanesine ömür boyu sahip olmak mümkündür.
Haçlı seferleri (çoğu kez romantize edildiği gibi) Kutsal Mezar'ı imansızların elinden kurtarmak amacıyla yapılan mistik, dini bir girişim değildir kesinlikle; tarihin bu ilk Avrupa-Hıristiyan koalisyonu, Kızıldeniz'deki emniyet zincirini delip geçmek ve Avrupa ve Hıristiyanlık için doğu ticaretinin önünü açmak yolunda atılan ilk bilinçli çabadır aynı zamanda.
karabiber, ikinci binyılın başında tane tane sayıldığını ve ağırlığının gümüşünkine neredeyse eşdeğer olduğunu anımsamak gerekir. Karabiber o kadar mutlak bir değere sahipti ki, bazı devletler ve kentler hesaplarını, sanki değerli bir madenmiş gibi, karabibere göre yapıyorlardı: karabiberle arsa ve arazi sahibi olunuyor, drahomalar ödeniyor, yurttaşlık hakkı satın alınabiliyordu; bazı hükümdarlar ve kentler gümrük bedellerini karabiber ağırlığına göre belirliyordu ve ortaçağda bir irsanın çok zengin olduğunu belirtmek için karabiber çuvalı ifadesi kullanılıyordu.
Eskiden okullarda öğrenciler yazarken hata yapınca, mürekkebi yalayarak, dili silgi yerine kullanarak, silip yeniden yazıyorlarmış. “Mürekkep yalamış” deyiminin okumuş, yazmış anlamına gelmesi buradan.
Bizans'ta imparatorların çocukları; erguvan renkli sarayda, erguvan rengindeki odada doğuyordu. Bu çocuklar Porphyrogenitos yani “erguvan doğmuş” ya da “erguvan içinde doğmuş” ünvanı alıyorlardı. Erguvan rengi giysi ve ayakkabı yalnızca saray mensuplarına özgüydü. Helence porfira erguvan rengi demektir. Erguvan renginin soyluların rengi olması, bu sınıfın beğenisinden değil ekonomik kökenindendir. Erguvan, Antik Çağ'da kırmız böceğinden elde edilen kırmız renginin bir türevi olarak sağlanabiliyordu. Bir böcekten ancak birkaç damla renk maddesi elde edilebiliyordu. Üretim de karmaşık ve çok masraflıydı. O yüzden erguvan rengi giysi giymek son derece pahalıydı; dolayısıyla sadece en üst sınıfın giysilerinde bu renk görülebiliyordu.