Flamanca'da "kafasında taş olmak deyiminin "deli olmak" anlamına gelmesi ve Ortaçağ'da deliliğe, insanın kafatasında bulunan bir taşın yol açtığına inanıır.
Yarılan kafadan, biraz kan fışkırdığı gibi bir çiçek de fırlayıvermiştir.
Doktor olduğu varsayılan kişinin başında genellikle delilik ile özdeşleştirilen bir huni bulunmaktadır. Huni, deliliğin yanında şarlatanlığı, namussuzluğu da temsil eder.
hastasının kafasından çıkardığı çiçeğin lale olduğu genel kabul görür. Zira "lale" kelimesi Flamancada delilik ve aptallık kavramlarını çağrıştırır. Bu durumda hastanın kafasından çıkarılan çiçekler de kafadan çıkarılan taş yerine geçmekte ve deliliğe işaret etmektedir.
kalabalığa mensup kişilerden birinin elinde tuttuğu kalkanın üzerine işlenmiş olan kara kurbağası motifi de dikkat çekicidir. Salgıladığı zehirli sıvı sebebiyle kara kurbağası, Ortaçağ boyunca Avrupa'da büyücülük faaliyetleri ile ilişkilendirilmiş, çoğunlukla da ölümü temsil etmiştir. Benzer şekilde, İsa'nın ve Pilatus'un kapısı önünde durdukları binanın yan duvarındaki nişlerden birinin içine tünemiş olan baykuş da hem bilgeliğin sembolüdür hem de geleneksel olarak uğursuzluk alåmeti sayılır.
Fransiskenlere özgü yardımsever Tanrı inancı tahtın arkasındaki goblende görülen pelikanlar ile de pekiştirilmiştir. Zira Ortaçağ'da pelikanların besin bulamadıkları zaman aç olan yavrularını göğüslerinde yırtık açarak kendi kanları ile besleyecek kadar fedakâr oldukları inancı oldukça yaygın hale gelmiştir. Dolayısıyla, pelikan kişinin kendini kurban etmesinin sembolüdür ki Tanı da kendi oğlunu kurban etmiştir.