Kur’an çevirilerinde yöntemsizlik olduğu kabul edilmeli ve bir yöntem geliştirilmeli! İşte yazar tam da bu konunun üzerinde duruyor, okuyuculara ve mütercimlere yöntem sunuyor, bazı sorular soruyor dikkat çekiyor. Kur’an-ı tercüme ederken Kur’an’ın sözlü bir metin olduğu unutulmamalı. Mütercimin kaynak ve amaç dile (Türkçe) dair bilgisi iyi düzeyde olmalı. Kaynak dil ile kastedilen farklı farklı dönemlerin ya da günümüzün Arapçası değildir, o dönemin Arapçasıdır. Dönemin Arapçasına hâkim olunmalı, sözcük ve deyimlerin doğru ve uygun bir biçimde Türkçeye aktarılması gerekir. Kur’an’ın inmiş olduğu dönem sonrasında kelimelerin kazandıkları yeni anlamların Kur’an’a atfedilmemesine dikkat edilmeli (Bknz: s44), Kur’an’ın inmiş olduğu dönemdeki karşılıklarıyla değil, kendi dönemimizdeki (ya da sonraki dönemlerdeki) yaygınlaşmış anlamlarıyla çevirmemeye, yorumlamamaya dikkat etmeliyiz. Tercüme ederken de uygun karşılık bulmak için çaba sarf edilmeli aceleci, kopyacı ve anlam daraltıcı bir yaklaşım benimsenmemeli, böyle bir tutum Kur’an çevirilerinin çoğunun aynı hataları yapmasına ve çoğu çeviride olduğu için bu hataların benimsenmesine yol açar. Deyimler için: Müddessir 4-5, Fil 3, Tebbet 4-5; Anlam daralması için: Maun 4 ve bir başka çeviri yanlışı örneği için de Bakara suresi 42. Ayeti inceleyebilirsiniz (Karıştırmak, bulamak, örtmek…). Çeviriyi yaparken ayet duraklarından çok mânâ göz önünde tutulmalı, kıraat farklılıklarını da (varsa) belirtmeliyiz. Arapçanın ve Türkçenin birbirlerine karşı bir “üstünlüğünü”, “zayıflığını” ortaya koymak gibi gereksiz bir zahmete girilmemeli iki dilin birbirinden farklı olduğunu kabul etmeliyiz. Farklılıklardan dolayı mütercimler bahaneler üretmemeli ona göre davranmalı. Son olarak bazı konuları başlıklar halinde yazıp bu incelememi (daha