Adı:
Okumaya ve Okumuşlara Dair
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754689877
Çeviri:
Ahmet Aydoğan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Verbum sapienti sat est ya da dilimizdeki ifadesiyle “arif olan anlar”. Neden âlim olan değil de ârif olan? Anlamada arif olanın âlim olana bu üstünlüğü nereden kaynaklanır? Anlama melekesini kazandırmak bakımından “ilim” (scientia) insanı nerede bırakır? “İrfan” (sapientia) nereden alır, nereye götürür?

Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine’de okuma etkinliğinin düşünme ve yazmayla ilişkisi irdelenmiş ve bu ikisinin uygun şekilde beslenmesi için seçerek okumanın lüzumu, her ikisinin de düşünmeye mutlak bağlılığı vurgulanmıştı. Burada ise sözünü sakınmazlığından rahatsız olmak yerine artık özellikle arar olduğumuz filozofun zaviyesinden böyle bir seçicilikten yoksun okumanın insanı nereye götüreceği bütün çıplaklığıyla ortaya konulmaktadır.

Ve günümüz dünyasında sırf hakikat aşkıyla ve öğrenme tutkusuyla okuyanlarla okuduklarıyla bir yerlerde olmayı ya da görünmeyi arayan okuyanların durumu: “Dolayısıyla edebiyat tarihine bakanlar göreceklerdir, bilgiyi ve şeylerin iç yüzünü sezip anlamayı kendilerine gaye edinmiş olanlar, kıymetleri bilinmemiş ve yüz çevrilmiş olarak kalırken, bu tür şeylerin safi görüntüsüyle ortalıkta caka satıp gösteriş yapanlar bu yoldan boğazlarını doyurdukları gibi, çağdaşlarının hayranlıklarını da kazanırlar.”
2014 te okuduğum kitabı çok kitap okuduğum bu dönemde tekrar okumak istedim. Tabiri caizse okumak var okumak var. Kitap okumak bana ne katacak. Okuduklarımı kendi eleştiri süzgecimden geçirip mi alacağım yoksa salt okuma eylemi için okuyup dünyayı sadece okuduğum insanların zihinlerinin bir yansıması olarak mı göreceğim. Ya da hakikatin özüne inebilecek bir okuma alışkanlığı mı edineceğim. Bakalım sadece okumak yetiyor mu görelim
Kendileri dışında sair herkes hakkında en az fikre sahip insanlar yazmaktan ve okumaktan başka işi olmayan insanlardır denebilir. Eğer elinden okumaktan ve yazmaktan başka bir şey gelmeyecekse insanın okuma yazma bilmemesi daha iyidir. Umumiyetle elinde bir kitapla dolaşan aylak bir adam gerek etrafında olup bitene, gerekse kendi kafasının içinden geçenlere dikkat kesilme gücünden veya isteğinden o ölçüde mahrumdur (bundan emin olabiliriz). Böyle birisinin idrakini-anlayışını kendisiyle birlikte cebinde dolaştırdığı, yahut evinde kütüphanesinin raflarında bıraktığı söylenebilir. Herhangi bir konuda özgürce aklını kullanıp bir yargıya varmak ona zor gelir...
Fakat okumuşlar genellikle ders verebilmek ve kitap yazabilmek için okurlar; ve bu yüzden de kafaları besin maddelerini hazmedilmemiş olarak bırakan mide ve bağırsaklara benzer.
Arthur Schopenhauer
Sayfa 23 - Say Yayınları, 1.Basım, 2011, İstanbul
Hayatın diğer kesimlerinde nasılsa okumuşlar âleminde de bu iş böyledir; sessiz sedasız kendi bildiği yolda yürüyen ve başkalarından daha akıllı ve anlayışlı olma davası gütmeyen sade, iddiasız kimse sevilir. İnsanlar bir tehdit olarak gördükleri sıradışı kimseye karşı birleşirler; ve çoğunluk, hem de nasıl, onların yanındadır.
Felçli bir kimsenin altından koltuğunu çekip değneklerini bir tarafa bırakmasını, yahut bir mucize olmaksızın, "döşeğini sırtlanıp yürümesini" istemek ne ise, bilginim diye geçinen okurdan kitaplarını bir tarafa bırakıp kendi kendine düşünmesini beklemek de odur.
Arthur Schopenhauer
Sayfa 11 - Say Yayınları, 1.Basım 2011, İstanbul
İnsanların gerçekten anladığı her şey çok küçük bir saha ile sınırlı; günlük işleri ve tecrübeleriyle; bilme imkânına/fırsatına, çalışma veya uygulama saikine sahip oldukları şeyle. Geri kalan yapmacıklık ve sahtekârlık.
Mitosun Kronos’un taşları yutup hazmettiğini ileri sürmesi sebepsiz ve anlamsız değildir; çünkü başka hiçbir surette hazmedilmeyeni, her türlü üzüntü, sıkıntı, kayıp ve aşağılamayı yalnızca zaman hazmeder.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Okumaya ve Okumuşlara Dair
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754689877
Çeviri:
Ahmet Aydoğan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Verbum sapienti sat est ya da dilimizdeki ifadesiyle “arif olan anlar”. Neden âlim olan değil de ârif olan? Anlamada arif olanın âlim olana bu üstünlüğü nereden kaynaklanır? Anlama melekesini kazandırmak bakımından “ilim” (scientia) insanı nerede bırakır? “İrfan” (sapientia) nereden alır, nereye götürür?

Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine’de okuma etkinliğinin düşünme ve yazmayla ilişkisi irdelenmiş ve bu ikisinin uygun şekilde beslenmesi için seçerek okumanın lüzumu, her ikisinin de düşünmeye mutlak bağlılığı vurgulanmıştı. Burada ise sözünü sakınmazlığından rahatsız olmak yerine artık özellikle arar olduğumuz filozofun zaviyesinden böyle bir seçicilikten yoksun okumanın insanı nereye götüreceği bütün çıplaklığıyla ortaya konulmaktadır.

Ve günümüz dünyasında sırf hakikat aşkıyla ve öğrenme tutkusuyla okuyanlarla okuduklarıyla bir yerlerde olmayı ya da görünmeyi arayan okuyanların durumu: “Dolayısıyla edebiyat tarihine bakanlar göreceklerdir, bilgiyi ve şeylerin iç yüzünü sezip anlamayı kendilerine gaye edinmiş olanlar, kıymetleri bilinmemiş ve yüz çevrilmiş olarak kalırken, bu tür şeylerin safi görüntüsüyle ortalıkta caka satıp gösteriş yapanlar bu yoldan boğazlarını doyurdukları gibi, çağdaşlarının hayranlıklarını da kazanırlar.”

Kitabı okuyanlar 50 okur

  • Ezgi Göktürk
  • Kadir
  • Okuyan_gencc2
  • Ozan Akıncılar
  • Berkay
  • Tolga Mutlu
  • Richard Wagner
  • Mustipusti
  • Karalama defteri
  • Yusuf Ay

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%8.3 (1)
9
%25 (3)
8
%16.7 (2)
7
%33.3 (4)
6
%8.3 (1)
5
%0
4
%0
3
%8.3 (1)
2
%0
1
%0