·
Okunma
·
Beğeni
·
1.291
Gösterim
Adı:
Okumaya ve Okumuşlara Dair
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754689877
Çeviri:
Ahmet Aydoğan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Verbum sapienti sat est ya da dilimizdeki ifadesiyle “arif olan anlar”. Neden âlim olan değil de ârif olan? Anlamada arif olanın âlim olana bu üstünlüğü nereden kaynaklanır? Anlama melekesini kazandırmak bakımından “ilim” (scientia) insanı nerede bırakır? “İrfan” (sapientia) nereden alır, nereye götürür?

Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine’de okuma etkinliğinin düşünme ve yazmayla ilişkisi irdelenmiş ve bu ikisinin uygun şekilde beslenmesi için seçerek okumanın lüzumu, her ikisinin de düşünmeye mutlak bağlılığı vurgulanmıştı. Burada ise sözünü sakınmazlığından rahatsız olmak yerine artık özellikle arar olduğumuz filozofun zaviyesinden böyle bir seçicilikten yoksun okumanın insanı nereye götüreceği bütün çıplaklığıyla ortaya konulmaktadır.

Ve günümüz dünyasında sırf hakikat aşkıyla ve öğrenme tutkusuyla okuyanlarla okuduklarıyla bir yerlerde olmayı ya da görünmeyi arayan okuyanların durumu: “Dolayısıyla edebiyat tarihine bakanlar göreceklerdir, bilgiyi ve şeylerin iç yüzünü sezip anlamayı kendilerine gaye edinmiş olanlar, kıymetleri bilinmemiş ve yüz çevrilmiş olarak kalırken, bu tür şeylerin safi görüntüsüyle ortalıkta caka satıp gösteriş yapanlar bu yoldan boğazlarını doyurdukları gibi, çağdaşlarının hayranlıklarını da kazanırlar.”
128 syf.
·Puan vermedi
Sahi nedir bu cahillik?

İnsanın bilmediklerinin sınırı mıdır ?
İnsanın yanlışlarını görmemesi midir?
Her şeyin en doğrusunu ben bilirim mi demektir?

Üç Evet, diyerek Cahilliği uğurluyoruz...
*
Arthur Schopenhauer
Telafuzu zor olsada, güzel bir isim bence.
Çok geç tanımış oldugum için üzgünüm.

Yazmış oldugu bu eserde, üzerine düşünülmeden sürekli okumanın cahillikten bir farkının olmadığına vurgu yapıp, bu kadar çok okuyabilmek için ne kadar az düşünmek zorunda kalmış olduğumuzu ön plana çıkarmak istemiş.

Her ne kadar bazı konularda ön yargılı durum tespitlerinde bulunsada, gayet akıcı ve başarılı bir çalışma.. Okumanızı tavsiye ederim.

*
Keyifli okumalar dilerim.
128 syf.
İnceleme yazmayı unuttum ama okumaya ve sonrasında olması gerekene yani düşünmeye yönlendiren nadir eserlerden biri. Ne okuduğunuz önemli değil okuduğunuzu idrak edemiyor ve alınması gerekenleri tatbik edemiyorsanız. Biri çıkacak 200 küsür yıl öncesinden tüm çıplaklığı ile bugünü tasvir edecek deseler ancak bu kitabı okuyanlar iddiaya hak verir.

Ha bu arada aforizma mı istiyorsunuz derdiniz buysa Arthur Schopenhauer'un sadece bu kitabı değil tüm eserlerini okuyun. Kütüphaneyi karıştırken kitaba dair cümleleri not aldığım notçukları dijitale aktardım zaten genelde arkadaşlar paylaşmış ben sadece ara ara hatırlatmış olacağım.
128 syf.
Selam okur dostlarım!

Alman filozofu Arthur Schopenhauer `dan düşünmeye, yazmaya ve okumaya yönelik öğretici bir eser. Okumak, Yazmak Ve Yaşamak Üzerine… Adını okuduğunuz anda bir çok konuda ufkumuzu genişleteceğine ve bu zamana kadar ki farkında olmadan gerçekleştirdiğimiz yanlışlarımıza farkındalık yaratacağına kanaatim yüksekti. Öyle de oldu. Hem de biraz sert ve hatta alaycı bir üslûpla yaptı bunu. Önce neyi nasıl kim için okuduğumuzu ele aldı. Hatta bizi hayvan ve bitkilerden ayıran en ve tek temel olgunun okumak olduğunu iddia etti. Yalan mı? Bence değil. Okumayı “boş zaman meşgalesi” olarak görenleri yerden yere vurup kalitesiz değersiz kitapları okuyanları da bu paralama eylemine çokça kattı. Çünkü Schopenhauer `da Latinlerin söylediği gibi düşünüyordu : En iyi öğretmen iyi bir kitaptır. Okuduğunuz kitapların bir başka zihnin akışı olduğunu ve okuma süresi boyunca yazarın aklı ile düşünmeye başladığınızı bir çok sayfada ifade etti ve bunu örneklerle süsledi. Kimi yazarlara gönderme yapmayı da unutmadı tabi.

Okumanın da yazmak kadar belirli doğrularla çevrili olduğunu, hasbelkader ele geçen her yazılı kağıdı okumaya zaman ve fikir ayırmanın katiyen doğru olmadığını bir çok kere dile getirdi. “Okuduğunu anla ve bunun üzerine kafa yor” dedi bastıra bastıra. Hatta bakın kötü kitaplar için ne dedi:

“Hiçbir zaman kötü kitaplar çok az ya da iyi kitaplar çok fazla okunmaz: Kötü kitaplar zihin için zehir mesabesindedir, aklı harap ederler.“(Sayfa 66)

“İyi olanı okumak için kötü olanı hiçbir zaman okumamayı insan kendisine düstur edinmeli: Çünkü hayat kısa ve hem zaman hem dinçlik insan için sınırlı.” (Sayfa 66)

Okumak, yazmak ve yaşamak üzerineOkuma üzerine yazdığı kadar yazmak üzerine de yazdı elbet. Hatta yazarlık yoluna girmeyi düşünen ve bilgi düzeyi nasıl olursa olsun herkesin mutlaka tekrar tekrar okuması gereken yönlendirmelerde bulundu. İster elinizde kağıt kalemle okuyun ister benim gibi sayfaları çizip durun. Öğrenecek çok şey ve düzeltilmesi gereken çok hata var yazmak üzerine. Üslûp oluşturmaktan teşbih kullanımlarına, kitap kapağına verilecek isimden kitaba konu olacak temaya kadar bir çok bilgi. Hem de öznel değil nesnel.

Sonra düşünmeye geçtik birlikte. Israrla düşünün dedi bize. Okuyun ama sonrasında düşünün. Hatta bazen sadece düşünün çünkü beynimizde biriken o yığınla bilgi ancak düşünmeye vakit ayırarak gerekli yerlere oturur ve bir işe yarar… Kitap 143 sayfa belki ama öğrettiklerini kaleme alsak ya da bir tartışma masasına yatırsak daha yüzlerce sayfa yazdırır bize. Israrla tavsiye ediyorum ve birkaç alıntı bırakıyorum.

“…bir insan ancak kendi düşüncelerinin kaynağı kuruduğu zaman okumalıdır, ki çoğu zaman en iyi kafaların durumu bu merkezdedir. Diğer yandan bir kimsenin eline bir kitap alarak kendi öz malı olan düşüncelerini ürkütüp kaçırması en büyük günahtır.”(Sayfa 132)

“Eğitimli öğrenimli insanlar kitapların içindekilerini okuyanlardır. Düşünürler, dâhiler ve dünyayı aydınlatıp insan soyunun ilerlemesine katkıda bulunmuş olanlar, doğrudan tabiat kitabından yararlananlardır.” (Sayfa 131)

“Söylemeye değer olmayan anlamsız bir şeyi yazmaktansa iyi bir şeyi söylemeden geçmek her zaman daha akıllıcadır. (Sayfa 113)
128 syf.
·5 günde·8/10 puan
" ... okumuşlar genellikle ders verebilmek ve kitap yazabilmek için okurlar; ve bu yüzden de kafaları besin maddelerini hazmedilmemiş olarak bırakan mide ve bağırsaklara benzer."

Arthur Schopenhauer bu kitabıyla da ne kadar geniş ve derin bir filozof olduğunu kanıtlıyor.

Schopenhauer bu kitapta; yazarlar, okul, dil öğrenmenin önemi gibi konularda görüşlerini açıklıyor ve bu görüşler çok sert.



1-) OKUYANLAR

" Okumuşlar genellikle ders verebilmek ve kitap yazabilmek için okurlar; ve bu yüzden de kafaları besin maddelerini hazmedilmemiş olarak bırakan mide ve bağırsaklara benzer."



Arthur'un çoğu kitapları neredeyse hiç okunmamıştı. Kitaplarının baskı yapabilmesi için kendisi cebinden para veriyordu. Okunamamasını da halkın aptallığına bağlıyor.

"Yayımının üzerinden otuz yıldan fazla bir zaman geçmiş olmasına karşın eserlerimin kapağının bile kaldırılmamış olmasının nasıl mümkün olabildiğini anlamak güç değildir."

Schopenhauer'e göre sadece okumak yarardan çok zarar getirir.
Okumak başka birini dinlemekten farksızdır. Bu yüzden Schopenhauer herkesin kitap okuyabildiğini, ancak oradaki bilgileri akıl süzgecingen geçiremeyeceğini ileri sürer. Halkın gerçek kitaplar okumak yerine saçmalıklarla dolu olan kitapları aldıklarından yakınır. Sürüyle saçma yazar halkın budalalığı sayesinde zenginleşmişti.


2-) OKUL

"Hep biliriz, en büyük deha sahibi insanlarımız,
okulda yahut üniversitede elde ettikleri dereceler bakımından
en seçkin olanlar değildir.

Ateşli hayal gücü öteden beri hep mektep kaçağıdır."

Schopenhauer okulda arkadaşlarıyla hiçbir zaman anlaşamamıştı. Sırf arkadaşlarının aptallığı yüzünden okul değiştirdiği bile olmuştu. Kitapta bunun yansımaları gözüküyor.
Okulun insanı salaklaştırdığını savunuyor. Okulda öğrenmeye çalıştıklarımız bize bir şey katmaz. Okul sadece ezber yeteneği ister. Okulun yaptığı şey şudur: Öğretilenleri sorgulayamazsın, sadece ezberle. Schopenhauer'e göre ise eki insan ezberlemek yerine merak ederek öğrenir. Bundan dolayı okulda aptal sayılan bilgelerin aslında ne kadar zeki olduğundan örnek verilmiş.

3-) ÖĞRETMENLER

Öğretmenler para kazanmak için ve bilgeliği değil fakat onun görünüşünü ve saygınlığını yüksek gaye edindikleri için öğretirler; talebeler bilgi ve derin anlayış edinmek için değil, fakat konuşma melekesi edinip gevezelik edebilmek ve caka satmak için öğrenirler.

Schopenhauer öğretmenlerin çoğunda öğretme aşkı olmadığını savunur. Onların sadece bir 'meslek erbabı' olduklarını, gerçek öğretmenin ise bunu bir meslek olarak görmeyeceğini söylüyor.


4-) DİL ÖĞRENMENİN ÖNEMİ

Schopenhauer küçük yaşlarından itibaren çok sayıda ülke ziyaret etmişti. Almanca,Latince ve Fransızca'yı kendi dilinde konuşabiliyordu. Schopenhauer dil öğrenmeyi herkes gibi öğütlüyor. Bir dildeki deyimler, sözler, kelimeler diğer dilde karşılığını bulmaz. Bundan dolayı bir dil öğrenmek yeni bir kültür öğrenmek demektir.


"Çeşitli dillerin öğrenilmesi sadece dolaylı değil fakat aynı
zamanda doğrudan irfan edinme yoludur ve fevkalade
müessir olan entelektüel bir yoldur. V. Charles'in sözünün
arkasında yatan budur:

Ne kadar lisan o kadar insan."
2014 te okuduğum kitabı çok kitap okuduğum bu dönemde tekrar okumak istedim. Tabiri caizse okumak var okumak var. Kitap okumak bana ne katacak. Okuduklarımı kendi eleştiri süzgecimden geçirip mi alacağım yoksa salt okuma eylemi için okuyup dünyayı sadece okuduğum insanların zihinlerinin bir yansıması olarak mı göreceğim. Ya da hakikatin özüne inebilecek bir okuma alışkanlığı mı edineceğim. Bakalım sadece okumak yetiyor mu görelim
Okumuş, bilgiçlik tasla­yan birisi ancak başka kitaplardan yararlanılarak hazır­lanmış kitaplara aşinadır. O bir papağan olarak başka­larının papağan gibi tekrarladıkları şeyleri tekrarlar.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Okumaya ve Okumuşlara Dair
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754689877
Çeviri:
Ahmet Aydoğan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Verbum sapienti sat est ya da dilimizdeki ifadesiyle “arif olan anlar”. Neden âlim olan değil de ârif olan? Anlamada arif olanın âlim olana bu üstünlüğü nereden kaynaklanır? Anlama melekesini kazandırmak bakımından “ilim” (scientia) insanı nerede bırakır? “İrfan” (sapientia) nereden alır, nereye götürür?

Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine’de okuma etkinliğinin düşünme ve yazmayla ilişkisi irdelenmiş ve bu ikisinin uygun şekilde beslenmesi için seçerek okumanın lüzumu, her ikisinin de düşünmeye mutlak bağlılığı vurgulanmıştı. Burada ise sözünü sakınmazlığından rahatsız olmak yerine artık özellikle arar olduğumuz filozofun zaviyesinden böyle bir seçicilikten yoksun okumanın insanı nereye götüreceği bütün çıplaklığıyla ortaya konulmaktadır.

Ve günümüz dünyasında sırf hakikat aşkıyla ve öğrenme tutkusuyla okuyanlarla okuduklarıyla bir yerlerde olmayı ya da görünmeyi arayan okuyanların durumu: “Dolayısıyla edebiyat tarihine bakanlar göreceklerdir, bilgiyi ve şeylerin iç yüzünü sezip anlamayı kendilerine gaye edinmiş olanlar, kıymetleri bilinmemiş ve yüz çevrilmiş olarak kalırken, bu tür şeylerin safi görüntüsüyle ortalıkta caka satıp gösteriş yapanlar bu yoldan boğazlarını doyurdukları gibi, çağdaşlarının hayranlıklarını da kazanırlar.”

Kitabı okuyanlar 206 okur

  • Yusuf Kelleci
  • Porxeleké
  • Feyza Candan
  • Yelda D. Altıntaş
  • Ulysses
  • harunk
  • Toykalem
  • Handan  ✔خندان
  • Bahar T.
  • Mehmet Gündoğan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%17.8 (8)
9
%22.2 (10)
8
%31.1 (14)
7
%20 (9)
6
%6.7 (3)
5
%0
4
%0
3
%2.2 (1)
2
%0
1
%0