Jack Holland'ın Mizojini: Dünyanın En Eski Önyargısı adlı kitabı, kadın düşmanlığının yalnızca bireysel önyargılardan ya da belirli dönemlere özgü toplumsal sorunlardan ibaret olmadığını; insanlık tarihinin büyük bölümüne yayılmış, kültürel, dinî ve siyasal yapılarla iç içe geçmiş köklü bir düşünce biçimi olduğunu ortaya koyuyor. Holland, Antik Yunan'dan Hristiyanlık geleneğine, Orta Çağ'dan modern dünyaya kadar uzanan geniş bir tarihsel çizgide kadınların nasıl sistematik biçimde "öteki" olarak konumlandırıldığını gösteriyor.
Kitabın en çarpıcı yönlerinden biri, mizojininin yalnızca kadınlara yönelik nefret ya da ayrımcılık olarak değil, toplumsal düzeni kuran ve sürdüren temel mekanizmalardan biri olarak ele alınmasıdır. Kadın bedeni, kadın cinselliği ve kadınların toplumsal rolleri üzerine kurulan korkuların, tarih boyunca dinî öğretilerden hukuk sistemlerine kadar pek çok alana nasıl nüfuz ettiği etkileyici örneklerle anlatılıyor.
Özellikle cadı avları bölümü, kitabın en düşündürücü kısımlarından biri olarak öne çıkıyor. Ancak bu noktada tarihçi Walter Stephens'ın yaklaşımı önemli bir katkı sunuyor. Stephens, cadı avlarını yalnızca kadın düşmanlığıyla açıklamanın yetersiz olduğunu savunur. Ona göre Avrupa'yı sarsan düşünsel, toplumsal ve dinî dönüşümler, insanların geleneksel inanç sistemlerine duydukları güveni zedelemişti. Cadı avları bu nedenle kör bir inancın değil, derin bir kuşkunun ürünüydü. İnsanlar eski ilahi düzenin hâlâ geçerli olduğunu kanıtlamak istiyorlardı. Şeytanın varlığını ispat etmek, aynı zamanda Tanrı'nın ve kutsal düzenin varlığını da doğrulamak anlamına geliyordu. Dönemin düşünürlerinin şeytanın bedensel yapısından insanlarla nasıl ilişki kurduğuna kadar uzanan ayrıntılı açıklamalar üretmek zorunda kalmaları da aslında inançlarının yoğun bir