Sıradan insan en gizemli olayları bile sıradan görür, şair ise en sıradan olayları bile sadece aklının değil, gönlünün gözüyle de görür. Şairi farklı yapan herhalde budur.
Hayatı bir performans raporu sanıyoruz bugünlerde;
sürekli üretmek, sürekli tüketmek, hep önde olmak.
Durup bir gökyüzüne bakacak vaktimiz yok,
bir çiçeğin açışını bekleyecek sabrımız da.
Her şeyi rakamlarla ölçüyoruz;
sadakati, emeği, hatta dökülen gözyaşlarını bile.
Oysa en kıymetli şeyler,
sayıların diline tercüme edilemeyenlerdir.
Bir yetimin sessizliği kaç hane eder?
Ya da bir ihtiyarın pencere kenarına sığdırdığı bekleyişi?
Her şeyin hızını biliyoruz;
internetin, trenlerin, geçen günlerin, gezegenlerin, akan nehirlerin.
Fakat kalbe düşen bir ayrılık yangınının,
bütün bir ruhu hangi hızla küle çevirdiğini tahmin edemiyoruz.
İnsanlar artık vitrinlerle tanımlıyor kendini;
Her şeyi görünür kılmaya çalışıyor.
Hangi markayı giydiğini, nerede yediğini, içtiğini.
Etiketlerin parıltısı gurur kaynağı oluyor.
Rakamlarla anlatıyor kendini;
Sanal meydanlarda sahte gölgeler büyütüyor.
Takipçi sayısıyla,
Tıklanma sayısıyla, aldığı beğeniyle övünüyor.
Bir ekranın ışığında parlayan rakamlar,
dijital kalabalıklar arasında,
insana kendi cüceliğini dev gösteriyor.