kitabı ilgi çekici bulduğum için okudum. konusu hakkında hiçbir fikrim yoktu, açıkçası öneri olarak da gördüğüm bir kitaptı ve dark academia estetiğine sahip akademi kurgusu olduğu söylendiğinden ötürü ilgimi çekmişti. cinsiyetçilik, ırkçılık ve sınıf ayrımı gibi ağır temalar içerdiğini duyduğum için katmanlı, sert ve duygusal olarak yoğun bir metin bekliyordum fakat berbattı. berbat.
kitabın tek güçlü yanı büyüye yaklaşımıydı. onu mekanik ve sanayi boyutunda tutarak bir mantık sistemine oturtmuş; bunu fazlasıyla sevdim ama bu maalesef berbat edilmiş çünkü kötü bir hikaye anlatıcılığı böyle bir şeyi nasıl iyi yazabilir ki? en büyük problem zaten her şeyi gözümüze sokması, yetmeyip parmağını da gözüme sokması. büyü sistemini bile kitap boyunca o kadar çok açıkladı ki bir noktada ilgimi kaybettim. sayfalar boyunca boş yapmayı bu kadar sevemez bir insan. kitabın tamamı böyle. kitap, işlediği ağır konuların hiçbirinin üstünde bu kadar durmuyor.
en büyük problemi metnin sürekli “anlatması”. kitap, okuyucunun elinden tutup her temayı tek tek gösteriyor:
bak bu cinsiyet ayrımcılığı.
bak bu ırkçılık.
bak bu yobazlık.
fakat olayları bana göstermiyor. hissettirmiyor. sadece söylüyor.
yetişkin etiketi taşıyan bir romanda bu kadar didaktik ve parmak sallayan bir üslup görmek gerçekten yorucuydu. ağır temaları ele alıyorsanız onların ağırlığını da taşımanız gerekir. burada ise meseleler yüzeyde kalıyor. ırkçılık var deniyor ama o ırktan tanıdığımız karakter sayısı iki. İKİ. 400+ sayfalık bir kitapta bu kadar mı? böyle bir sistemin toplumsal yansımasını görmüyoruz. sadece var olduğu söyleniyor.
cinsiyet ayrımcılığı meselesi daha da problemli. baş karakter sürekli ne kadar haksızlığa uğradığını düşünüyor, iç monologlarında ajitasyon yapıyor fakat pratikte neredeyse hiçbir gerçek