“Ancak aslında saf, temiz bir biçimde girişilen hiçbir dava çabasına boşuna denemez, gücün ahlaki kullanımına dair hiçbir çaba evrende asla tamamen kaybolamaz. Yenilenler de mağlup düşmelerine rağmen zamanı aşan ideallerin erken öncüleri olarak yerlerini alırlar; çünkü bir düşünce ancak onun uğruna yaşayanlar ya da ölenler varsa, ona inananları ve ikna olanları yaratabilmişse yeryüzünde yaşayabilir...” (Syf.33)
Anlatılanlar 16. yy ve Cenevre’de geçiyor. Katolik Kilisesine karşı başlatılan reform hareketleri içinde yer alan Protestan Calvin, Zweig’ın mektupta bahsettiği vicdanları susturan despot olan iradedir. Zweig, Calvin’i anlatırken diktatör kimdir, zorba kimdir, neler yapar, neden yapar, bir diktatörin hissettikleri nelerdir, neden ve nasıl taraftar bulur gibi sorulara karşılık buluyorsunuz..
Zweig bu kitabı yazarken Calvin’i kendi içinde bulunduğu dönemin faşist lideri Hitler’le özdeşleştirmiş olabilir. Ama okuyucu da hangi dönemde okursa okusun özdeştirebildiği maalesef ki bir zorba vardır... Benim de oldu...
Bu kitabı değişik coğrafya ve dönemlerde okuyanlar da mutlaka özdeşleştirecekleri bir despot, bir zorba bulacaklardır.
.
Zalim diktaların karşısında eğilmeyen onulu bir şekilde dimdik duran, bu uğurda yaşamını, rahatını hiçe sayan Castellio’yu, ve kitabıyla beraber yakılacağı meydanda bile fikirlerinin sapkın olduğuna dair kendisinden istenen itirafta bulunmayarak geri adım atmayan Serveto’yu tanıyorsunuz.
Bizim medeniyetimiz bunun zirve örnekleriyle doludur ama her hareketin bir öncüleri vardır, uğrunda baş verenleri vardır... Bir örneğini de tüm detayları ile okumuş oldum.
#okudumbitti
#kitapyorumum
#iletişimyayınları
#stefanzweig