Bir bakış, sesteki bir titreşim, fısıldanan bir sözcük bile isyan anlamına geliyordu.
Oysa proleterler kendi güçlerinin bir farkına varabilseler, belki gizli etkinlikler yürütmeye bile gerek kalmayacaktı. Yalnızca ayağa kalkıp, sırtına konan sinekleri savuşturan bir at gibi silkinmeleri yetecekti.
Hiç kuşkusuz önünde sonunda akılları başına gelecekti. Ger gör ki!...
..çünkü partiyi yok edecek güç ancak Okyanusyanın nüfusunun yüzde 85’ini oluşturan bu hor görülmüş kitlelerde harekete geçirilebilirdi. Parti içeriden yıkılamazdı. Düşmanlarının varsa tabii bir araya gelmeleri, dahası birbirlerini tanımaları bile olanaksızdı.
“Eğer Sultan Hazretleri bize Filistin’i verseydi, biz Türkiye’nin bütün maliyesini yeni baştan düzenleme görevini üstlenebilirdik. Biz Türkiye’de Asya’dan gelen barbarlığa karşı koyan bir sınır karakolu, bir kale oluşturabilirdik .Biz varlığımızın garantisini verecek bütün bir Avrupa ile ilişki halinde kalacak tarafsız bir devlet olarak kalmalıyız”