Enes

ASHÂB-I BEDİR: ZEYD BİN HÂRİSE (R.A.)
Zeyd bin Hârise (r.a.), Muhâcirlerden ve Hâşimoğullarının âzâtlılarındandır. Hz. Hadîce Vâlidemizin kölesi iken, onu Peygamberimize bağışlamış, Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) de, âzât edip evlatlık edinmiştir. Ahzâb Sûresi’nin 5. âyet-i celîlesiyle evlatlık hükmü kaldırılıncaya kadar “Zeyd bin Muhammed” diye yâd olunmuştur. İlk Müslümanlardan olan Zeyd bin Hârise (r.a.), Bedir ve Uhud başta olmak üzere bütün gazalarda bulunmuştur. Peygamberimiz (s.a.v.), İslâm’a davet için Tâif’e gittiğinde yanında Zeyd bin Hârise Hazretleri vardı. Atılan taşlara karşı, vücudunu, Resûl-i Ekrem’e siper etmişti. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), onu gönderdiği seriyyelerin tamamında kumandan tayin buyururdu. Hz. Âişe (r. anhâ) Vâlidemiz demiştir ki: “Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), Zeyd bin Hârise’yi kumandan tayin etmediği hiçbir orduda (savaşa) göndermemiştir. Şâyet geride kalırsa o zaman da onu, Medîne-i Münevvere’de yerine idareci olarak bırakmıştır.” Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.), onun hakkında: “O, hakikaten emîrliğe lâyıktır. Ve hakikaten o, en ziyâde sevdiklerimdendir.” buyurmuştur. Zeyd bin Hârise Hazretlerine, Peygamberimiz, kendisini çok sevdiğinden dolayı “Hıbb-i Resûlillâh (Resûlullâh’ın sevdiği)” denilirdi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Bana insanların en sevgilisi, Allâhü Teâlâ’nın kendine ihsanda bulunduğu ve benim dahi ihsanda bulunduğum zât; Zeyd bin Hârise’dir” buyurmuştur. Allâhü Teâlâ’nın Zeyd bin Hârise Hazretlerine ihsanı, onu dîn-i mübîn-i İslâm’a hidâyet buyurmasıdır. Fahr-i Âlem (s.a.v.) Efendimizin ihsanı da onu kölelikten âzât buyurmalarıdır. Nitekim Ahzâb Sûresi’nin 37. âyet-i celîlesinde buna işaret vardır. Kur’ân-ı Kerîm’de ismi açıkça geçen yegâne sahâbîdir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), onu, Hazret-i Hamza ile kardeş kılmıştır. Peygamberimizin gözde
Fazilet Takvimi
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Kimin İslâm’da Allah yolunda (gazâ, hac veya ilim talebi uğrunda) bir tek saçı bile ağarırsa, bu saç, kıyamet gününde, onun için nur olur.” (Sünen-i Tirmizî) 31 Mayıs 2026 14 Zilhicce 1447 Fazilet Takvimi
Hac
SILA-İ RAHMİN EHEMMİYETİ
Rahm kelimesi, lugatte; yakınlık, doğum yoluyla olan soy bağı demektir. Dinimizde akrabaya, “ülü’l-erhâm”, akraba ziyaretine de “sıla-i rahim” denir. Sıla-i rahim, akrabaları arayıp sormak, ziyaret etmek ve gurbetteki kimsenin memleketini ziyarete gitmesi gibi hasletlerdir. Akraba ile görüşmek, onların muhtaç olanlarına yardım etmek, hasta olanlarını gidip ziyarette bulunmak, kayıp olanlarını araştırmak, kötülükte bulunmuş olanlarını affeylemek, akrabalık haklarını gözetmek de buna dâhildir. Sıla-i rahim, vefa ve insanlık alâmeti olup en güzel ictimâî vazifelerdendir. Nisâ Sûresi’nin 36. âyet-i celîlesinde şöyle buyurulmuştur -meâlen-: “Allâh’a ibadet edin, ona hiçbir şeyi şerîk koşmayın, anaya babaya ve akrabaya iyilik edin.” Resûl-i Ekrem sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Allâhü Teâlâ, sadaka ve sıla-i rahim sebebiyle kulunun ömrünü ziyâdeleştirir ve kötü ölümü defeder, hoşa gitmeyecek hâle düşmekten ve korktuklarından muhafaza eyler.” Sıla-i rahim, rahmet-i İlâhiyye’ye vesîle olur. Allâhü Teâlâ, rahmetiyle, kulları arasında üç bağ kurdu: Birincisi marifet, ikincisi ahid, üçüncüsü rahim; akrabalık bağıdır. İnsanlar, marifet yani birbirlerini tanıyarak kardeş, arkadaş olurlar. Ahid ile birbirlerine karşı âdilâne ve dürüst muamele ederler. Akrabalık bağıyla da birbirlerini görüp gözetirler, iyilik ederler. Sıla-i rahmin zıttı, “kat’-ı rahim” yani akrabalık bağını kesmektir ki, dinimizce pek kötülenmiştir. Nisâ Sûresi’nin 1. âyet-i celîlesinde Allâhü Teâlâ, kullarını akrabalık bağını kesmekten sakındırmıştır. Resûl-i Ekrem sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuşlardır ki: “Dikkat edin, muhakkak rahmet-i İlâhiyye, aralarında sıla-i rahmi kesen kimselerin bulunduğu bir topluluğa inmez.” 30 Mayıs 2026 Fazilet Takvimi
Sıla-i Rahim